Yazmak istemiyorum ve aslında hiç yazmayacaktım. Yıllar sonra belki elime geçer de “neler yaşamışızı” hatırlamama yardımcı olur diye yazmaya karar verdim.
Bir yol öyküsü bu. Trajikomik bir yol öyküsü.
Tam onbirbuçuk yıl boyunca haftanın her iş günü gidip geldiğim yolu dün (10.9.2008) tamamen bir turist gibi, özel arabamla kat ettim. İki yıl aradan sonra ilk kez Kadıköy’den çıkıp Büyükçekmece’ye kadar gittim. Toplam mesafe 63km idi.
Ölü bir saatte çıktığım için tercihimi Boğaziçi Köprüsü’nden yana kullandım ve çevreyoluna Altunizade’den girdim. Yoncayı döndüm trafiğin göbeğine düştüm. Önce yadırgadım saat 10:30 da bu nasıl bir trafikti böyle, herhalde ileride küçük bir kaza var ve birazdan açılır diye kendimi teselli ettim.
Köprü yaklaştıkça yaklaşıyor ama trafikte bir rahatlama olmuyordu, tam bir normal insan yürümesi hızında kırkbeş dakika sonra Zincirlikuyu köprüsünün altına gelmiştim ki – olay çözüldü. Asrın olayı Metrobüs’ümüzmüş meğer başımıza gelen KAZA. An be an işte aşağıda ve şimdiki zaman kipiyle!
Kafamı yukarı kaldırdığımda gördüğüm bez afişlerde yazılan: “Topkapı-Zincirlikuyu hattını 77 günde tamamladık” iken afişlerin altında iş makineleri hala inşaata devam ediyor. Yolun iki yanı işgal edilmiş çevreyolunun bu kısmı iyice daralmış ve bittiği belirtilen – ilan edilen işlerin devamı trafiği felç ediyor. Neyse bu komediyi aştıktan sonra Mecidiyeköy sapağının olduğu yere gelip Çağlayan – Okmeydanı’na doğru gidiyorum ki yolda tıkanıklık daha da ileri boyuta varıyor. İşte o sırada 78 numarası yanıp sönen metrobüs denen ne idüğü belirsiz cihazlar ortadan bilgisayar oyunlarındaki yılanlar gibi kıvrıla kıvrıla gelip gidiyorlar. Çevreyolundan çalınmış koca iki şerit! Bomboş ve sadece bu acayip tekerlekli cihazlara terk edilmiş.
Yanlarda iş makineleri çalışmaya devam ediyor.
15 milyonluk şehrin trafiğini çözmek için mevcut yollardan çalarak yapılan bu ayarlamaların insanların faydasına dönüşmesi hayal bile edilemeyecekken yarattığı işkence ve zulüm ise ayrı bir konu. İşin en komik tarafı da inme-binme noktalarının yerinin iyi seçilememiş olması ve de bu noktalara varışın henüz uygun şekilde yapılamaması nedeniyle çevreyolu insan kaynıyor. Sürekli karşıdan karşıya geçen, aradaki bariyeri atlayan insancıkların koşuşturmaları arasında kimseye çarpmadan araba kullanmak zorunda kalıyorum. Hem insanları, hem o sarı şeritlerle belirginleşmiş “asfalt” metrobüs yolunu, hem otobüs olduğu halde niye metrobüs dendiğini anlamadığım araçları, hem de ters yönlerde seyreden trafiği izliyorum.
Yanlarda iş makineleri ise tam gaz çalışmaya devam ediyor.
İşte böyle böyle Topkapı’yı geçiyorum ve yoluma devam ediyorum. Buradan sonrasını ise hiç anlatmıyorum, o ayrı bir tiyatro. Çünkü o kadar dikkat edemiyorum aklım akşam dönüşte yaşayacaklarımla meşgul!
Aynı rezaleti ve işkenceyi yaşayarak akşam evime dönüyor ve o gece yattıktan sonra sabaha kadar sürekli düşünüyorum, uykumun içinde bile düşünüyorum, çözümlemeye çalışıyorum.
Evet bu toplu taşıma araçlarını yaşama geçirerek özendirici yapmak ve kişisel araçlarımızı terk etmemiz isteniyor, bu benim de yandaşı olduğum bir görüş ve çok zorda kalmadıkça kendi aracımı ulaşım için kullanmam. Ama gerçekten özenebilir miyim ben bu yeni araçlara, işte orasına hiç emin değilim. Öncelikle şehirde sürekli üst geçit, alt geçit, kavşak ve yollar yapılıp güzergahlar belirleniyor. İyi güzel. Ama bunların birbirleriyle bağlantısı yapılmıyor. Açıkçası birinden inip hemen diğerine binerek kesintisiz bir yöne gitmemiz mümkün değil. Adı metro dense bile metro-hat modeline uygun bir yapılanma ne yazık ki bize sunulamıyor. Son derece plansız, düşünülmeden yapılmış abuk sabuk işlerle koca bir şehir ve halkı deneme tahtası haline getiriliyor. Çevreyolu zaten 1972’lerde gayet aptalca bir yaklaşımla üç şerit olarak yapılmış, sonra emniyet şeridi iptal edilerek şerit sayısı dörde çıkartılmışken şimdi metrobüs derdine birbuçuk şeridi iptal ediliyor, Dönüş yönünde de aynı durum sözkonusu. Mevcut yoldan hortumlanarak güya yeni yol yapılıyor, trafik iyice arapsaçına dönüyor. Ortada ise yeni bir şey yok, sadece göz boyama ve reklam var.
Teknolojinin sonsuz nimetlerinden yararlandığımız bu yüzyılda, yollara kat çıkamayacaksan, yeni yolu üst kattan yapıp, yeni ulaşım sistemlerine buraları ayıramayacaksan hiç bu işlere girmeyeceksiniz Sn.Yerel Yönetimin çok bilmişleri. Adama mesleği ile böbürlenmeyi haram ederler, o adının yanına yazdığın Dr. Ünvanını da yedirirler. Allah’ın nimeti ve bedavadan inşa ettiği yol olan İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi de tam randımanlı, son derece etkin bir şekilde kullanılmayacaksa, aynı adama Sarıyer’li olmak da haram edilir.
Duymadım – PAHALI MI? Hadi canııııııııııııııım. Pahalı tabi de bu memleketin bu maliyeti karşılayacak gücü var. Yağma ve zimmete geçirmelere ayrılan kaynaklarla pekala yapılır bu işler.
Ya denizi kullanacaksın ya da paraya kıyıp yetkin ve işinde becerikli, deneyimli mühendislerle planlayıp projelendirerek teknolojinin sunduğu en üst düzey olanaklarla hayran olunası inşaatlar yapıp şehrin ulaşımına hizmet edeceksin.
Yapamıyorsan da çekip gideceksin.
Nerede bunlarda gidecek yürek, nerede bunları gönderecek vicdan ve beyin sahipleri.
Bu kez duyuyorum sizleri – diyorsunuz ki - YOK Kİ
NOT: Kullanamadığım için dördüncü vitesimi satıyorum, beşincisi ise yanında bedava!
zs-eylül 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder