Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








13 Şubat 2012 Pazartesi

Çakıl Taşlarını Beklerken (22 eylül 2008)

Yıllar önce Marmara ve Kuzey Ege’nin adalarında dolaşırken ve tüm ruhumu doğal güzelliklerin ihtişamına adamışken; aldığım nefesi, denizin kokusunu, mevsimin aykırılığını ve insan eli değmemişliğin, dokunulmamışlığın temiz yüzünü yanımda taşıyabilmek için, sabırla tek tek toplamıştım renkli çakıl taşlarını. Saatler harcamıştım ama sadece küçük el çantamı doldurabilmiştim.

Eve geldiğimde hepsini masanın üstüne boşaltmış, ailecek, camdan giren güneşin bu taşların gözeneklerinde oluşturduğu pırıltıları izlemiş, renklerin mükemmel uyumuna hayranlıkla bakmıştık. Sahillerde anlaşılamayan bu güzellik, bizim yemek masamızda şaha kalkmıştı. Çıldırasıya bir zevkle hepsine dokunmuş, seyretmiş, incelemiş ve üzerinde hiçbir desen olmayan dümdüz parlak camdan ibaret vazomuza doldurmuştuk onları. O vazo yıllardır hala bir kutsal emanet gibi vitrinimizde durur.

Her baktığımda beni uçsuz bucaksız koyun Mayıs’ına götürür taşlarım; denizin soğukluğunu, havanın serinliğini, gökyüzünün griliğini yanıma getirir, ortalık ise mis gibi yosun kokmaya başlar, tıpkı yine yıllar önce Ege’de denizin dibinden çıkartılıp da bana armağan edilen koca deniz kabuğu gibi. Onu da kulağıma dayadım mı – tamamdır, sadece dostlar yoktur çevremde, bir de birlikte yenen yemeklerin enfes tadı.

Onlar hep geçmişin ipuçlarıdır ve duyulan özlemin en güzel ilaçları. Başka hiçbir şey yoktur bize o güzel anları geri getiren, böyle zamansız, yaşsız ve karşılıksız. Küçücük bir vazoda yıllardır eskimeden sadece benim için sabırla bekleyen; rengarenk çakıl taşlarım. Size baktıkça denizin üzerinde ışıklarını saçan dolunayı, sessiz sakin Avşa sahillerini hatırlıyorum. Yine baktıkça Gökçeada’nın terk edilmiş köylerini, yıkık dökük taş evlerini ve bir türlü yaramadığımız o siyah gecenin karanlığını görüyorum ve yine o zamanki gibi boyut değiştiriyorum. Bozcaada ve Foça’da günün batışını, Assos’ta limanı hatırlıyor, zıplayan yunusların yüzgeçlerini yakalayıp sonsuz deniz yolculuğuna çıkıyorum. Heryer mavi oluyor, her derinlik yeşil ve her aydınlık güneş. Karda dahi sımsıcak oluyor ellerimle yüreğim ve ben dostlarımla yeniden buluşuyorum.

Yaşamınızı güzelleştiren küçük şeyleriniz için yaratacağınız tamamen size ait kutsal bir mekan yapın. O güzel mekana hep sığının, huzurunuzu hiç kaybetmeyeceksiniz. Mutlu olmak gerekmiyor, huzur hepsine yeter. Çakıl taşlarının pırıltılarında yaşamı beklerken size göndereceği iletilere kulak verin. Başka şeye ihtiyacınız yok.

Sevgiyle kalın...

ZS-22.9.2008


BENDEN SONRA MUTLULUK

Bunca yıl yaşadım
Elime ne geçtiyse yitirdim
Biraz daha yaşayacağım
Yalnız bir şey biriktirdim

Bir bakış, bir görüş, bir duyu, bir düşünce
Belki aç kalacağım
Suçlanacağım ölünce
Biraz yazdım, artık hep yazacağım

Hüzünden baş alamadım
Görünce.

Özdemir Asaf 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder