Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








29 Şubat 2012 Çarşamba

Memleketime mektubum var... (4 şubat 2009)

Sana uğurlar olsun benim güzel MEMLEKETİM. Taşına toprağına kurban olduğum ÜLKEM, Öldüğümde toprağına karışmak için seçtiğim YURDUM, her şeyim. Canımı feda etmekte tek dakika düşünmeyeceğim, beni kovsalar bile asla tercihimin farklı olmadığı, tüm yoksulluğuna ve yoksunluğuna rağmen yaşam savaşını verdiğim ve vermeye devam edeceğim EVİM.

Bahçem, ırmağım, ormanım. Denizim, dağlarım, çakıl taşlarım. Mis kokan otlarım, kirlenmiş sularım, zehirlenmiş havam ve yok olan yaşamım. Buhranlarım, işsizlerim, aşsızlarım, çamurlu yollarım, karayollarında helak olan canlarım. Olsun, yine de her şeyim. Asla vazgeçmeyeceğim; anam, babam, doğmamış evladım, sevdiğim. MEMLEKETİM. Aldığım her nefeste mutlu olabildiğim, gittiğim her yerden özlem ve aşkla döndüğüm o güzel ülkem.

Üstünde devlet eyleyen düzene kul oldum, yasalarına uydum, yanlış bir şey yapmadım yaptırmadım, asla zarar vermeye kalkışmadım.

Niye beni bıraktın?

Niye beni ölümün kucağına attın?

Beni tek başına ortaya kodun?

Ben sana ne yaptım?

Toprağını bölüp de parçaladım mı? Üzerinde yaşayan insanlarını öldürüp birbirine kırdırdım mı? Ormanlarını mı yaktım, denizlerini mi kirlettim? Irmaklarını zehirleyip, hayvanlarını mı telef ettim? Vergi mi vermedim üzerinde devlet eyleyenlere, suç mu işledim? Masumları ezip işkence mi ettim yoksa örgüt kurup ciğerlerini mi dağladım. Yabancı diyarların gözü dönmüşleri ile işbirliği yapıp seni parça parça sattım mı yoksa yağmaladım mı? Yahu ben ne yaptım?

Kılına zarar gelmesin diye yıllardır YURTTAŞ olarak bana biçilen görevin tüm gereklerini yerine getirdim. Ama büyük kazık yedim.
Benim canım memleketim, ben sana feci küstüm.

Artık beni unut. Artık benden parçan olmamı bekleme. Kusura bakma ama ben artık kendi canımı kurtarma derdindeyim ve ne yazık ki senin çıkarlarını gözetmem imkansız. Bu kez onarılmaz bir yara açtın.

2008 yılının sonuna doğru saçma sapan bir Sosyal Güvenlik Kanunu revizyonuna gidilerek yürürlüğe giren yasa gereği;  tam 20 yıl sigortalı olup 6014 işgünü prim ödemiş olan BEN, artık Sağlık Hizmetleri kapsamı dışında kalıyorum. Böyle bir ceza, adam öldürenlere bile verilmiyor. Sağol... krizlerin nedeniyle memleketin yüzde yirmisi zaten işsiz, bu durumda haliyle çalışma olanağım yok. Tek çarem emekliliğimi çalışmadan beklemek. Bu bekleyiş tam altı yıl sürecek ve ben işte bu altı yıl boyunca hastalanmamak zorundayım, zira olabilecek bir sağlık sorununda benim gereksinimlerimi karşılayacak bir koruyucu uygulama ARTIK YOK!

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak ileri düzeyde bir hastalık ya da büyük tedavi giderleri ile yüzleşmem sözkonusu olduğunda ölüme terk ediliyorum. TC bu konuda beni yurttaşı olarak kabul etmiyor, beni yok sayıyor, bir böcek gibi büzüşüp ölmemi gayet normal karşılıyor. Bu bile sosyal güvencem olmadığı için siyasi sığınma hakkını doğurabilecek düzeyde bir terk edilmişlik. Hatta bir insan hakları ihlali. Eskiden emekli babamın sigortası kapsamından hizmet almam mümkün iken şimdi uygulama dışında kaldım. Yüzlerce çalışmayan bekar kız evlat gibi. Ah memleketim. Demek ki milyarlarca dolarlık kaynakların, iktidar sahiplerince zimmete geçirilirken, bizim durumumuzdakilerden iktisat edilen paraya ihtiyacın var. Helal olsun. Madem öyle ne yapalım, bırakalım aynen böyle olsun. Ama unutma ki ilk fırsatta seni yaralayacak, ırzına geçecek, yok edecek ve belki de terk edip gidecek bir bireyin oldu. Benim canım memleketim, ülkem, yurdum. Kusura bakma ama artık senin için ölmeye hiç niyetim yok! Hem de HİÇ. Sen beni yitirdin. Uğurlar olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder