2008-2009 kış sezonu Nisan ayının ilk günlerine kadar sıra dışı boyutta yağmurlu geçtiğinden, sıkılmış olan ruhlarımız son iki üç gündür parçalı bulutlu havayı görünce artık dayanamadı ve bu Cumartesi günü, sabah güneşe uyanınca kanımız kaynadı, annemle beraber kendimizi sokağa attık. Poyrazın delici soğuğunda yakalarımızı kaldırarak da olsa yürüyecek ve birlikte; Kapalıçarşı, Mahmutpaşa ve Mısır Çarşısı güzergahında gezinecek, eskiyi, eskinin günümüze yarım yamalak ulaşmış değerleri konusunda bünyemizi tazeleyecektik.
Yılın her mevsiminde özellikle de sonbahar ve ilkbaharda mutlaka annemle bu geziyi yaparız. Gençliğinin tamamı bu semtlerde cirit atarak geçtiğinden, Kapalıçarşı’yı avucunun içi gibi bilir, benim hala çözemediğim bu labirentte mükemmel rehberlik eder. Ben de uyanıklık ederek, her mevsimin açılışını kendisiyle yapmayı tercih ederim. Kadıköy’de oturmanın sağladığı en büyük avantajlardan biri olan “vapurla Eminönü’ne geçmek” ilk adımımızdır ve bu gezinin keyifle başlamasının başta gelen şıkkıdır. Bugün de öyle yaptık. Saat 11.50 vapuru ile karşıya geçtik, oradan tramvaya bindik ve Çemberlitaş’ta indik. Kapalı Çarşı’ya Nuruosmaniye Kapısından girmek üzere yolları adımlamaya başladık.
Bu yolda mutlaka yaptığımız işlerden biri ve ilki, ailemizin belki de 70 yıllık kuyumcusuna uğramaktır. Değerli taşların görüntüleri, içimizi aydınlatan parıltıları, kadınlara verdiği büyük hazzı tattıktan sonra devam etmek gezinin önemli detaylarındandır. Bugün de aynen böyle yaptık. Ardından Kapalı Çarşı’ya girdik. Sağlı sollu vitrinler, gümüşçüler, kuyumcular, hediyelik eşya satıcıları, şal, atkı, elişi satan yerler, incik-boncukcular derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Her zaman olduğu gibi midemiz açlık sinyallerini vermeye başladı ki, hep yaptığımız gibi HAVUZLU’nun yolunu tuttuk.
Bu kısa şehir gezisinin en önemli ikinci durağı HAVUZLU Lokantasıdır. Yarım asırdan fazladır Kapalı Çarşı’da hizmet veren bu lokantada yemezsek ogün işimiz rast gitmez. Saat 13.30 civarı lokantaya girdik, hemen yemeklerin olduğu vitrine yaklaştık. Yine bizim için gelenekleşmiş eylem; Havuzlu’da bamya yemektir. Bamya kalmış mı, yoksa bitmiş mi diye heyecanla baktığımız camın arkasında, gözlerimiz müjdeyle buluştu. Bamya vardı ve onu bir kenara koyduk, ardından yenecek ana yemeği seçmek gerekiyordu. Annem hünkar beğendi ve kuzu eti, ben de sebzeli tavuk dolma yemeği tercih ettim. Garson siparişlerimizi alıp bizi masamıza götürdü, bamyalar geldi. Yıllardır hiç değişmediği şekilde lezzetli ve mükemmeldi, ardından aynı değişmez lezzeti ile et yemeklerimiz geldi. Afiyetle yedik. Annem şeker hastası, ben de tatlılarla ilişkimi en aza indirdiğimden ve aslında ağzımın tadı çok iyi olduğundan devam etmedik, hesabımızı ödeyip kalktık.
Gelenekleşmiş adımlardan üçüncüsü, Mahmutpaşa’dan aşağı inmek, Kürkçü Han’a uğramak, Hürriyet Pasajı’na bir girip çıkmaktı. Bugün Kalabalık nedeniyle Hürriyet Pasajı’nı devreden çıkarttık ve Kürkçü Han’a girdik, bazı dikiş malzemeleri satın alarak yolumuza devam edip Mısır Çarşısına ulaşabildik.
Dördüncü adım Mısır Çarşısı. Çarşıya girdiğimizde mis kokulu bir hava soluğumuzu kesti. Baharat ve ot kokuları karşısında insan bayılacak gibi oluyor. Sağlı sollu kuruyemişçiler, tezgahlardaki lokumlar, helvalar, pestiller... fındıklı, fıstıklı meyve dönerleri, o arada hediyelik eşya dükkanları, gümüşcü ve kuyumcular, rengarenk vitrinler, rengarenk tezgahlar, ışıl ışıl mekanlar. Yolun sonunu bu renk cümbüşüne bırakmak yorgunluğumuzu azaltması açısından mükemmel oldu. Her ne kadar şeker ile ilişkimizi bitirsek de dayanamayıp, çifte kavrulmuş fıstıklı lokum aldık, paketi alır almaz da birer tane yiyiverdik. Mısır Çarşısı’nın dışına çıktığımızda ise şarküterilere uğradık, peynir, zeytin gibi temel kahvaltılıklardan satın aldık. Bu da yine annemin çocukluğundan kala gelmiş, ona geçmişi yaşatan en önemli şeylerden biridir - Bu bölgede kahvaltılık alışverişini yapmak - Ben zaten bu nostaljiyi yaşamaya dünden hazır olan, eskiye düşkünlüğümden dolayı ortalığa küf kokusu yayan biri olduğumdan keyfimin doruklarında paketleri seve seve taşıdım.
Eh artık günün sonu gelmişti. Gün daha devam etse bile bizim enerjimiz bitmişti. Aheste aheste iskeleye yürüdük, Kadıköy Vapuruna bindik ve akşamüzeri evimize döndük. Bugünlük bize bu kadarı yetmişti. Parklar, bahçeler lalelerle dolu iken, güneş henüz içimizi ısıtmasa da gözümüze nur katarken bir kere daha İstanbul’un güzelliğinin yaşamış olduk.
Bu gezinin bir başka türevinde genelde de yazın, güzergahımıza Sultan Ahmet ve civarını eklemekteyiz ama şimdi oldukça yorgun, mutlu ve tatlı tatlı pembeyiz. Tüm sevdiklerimize de öneririz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder