Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








12 Şubat 2012 Pazar

Ama hepimiz yönetemeyiz ki.... (10 şubat 2008)

Hepimizin günlük yaşamında sık sık karşılaştığı vakalardan biridir YÖNETİCİ’ler. Vaka diye ifade ettiğim için bağışlanmayı diliyorum ama bu karşılaşmaları başka türlü nitelendirmek de pek mümkün değildir.
Aslında ne önemli bir insan yeteneği ve ne büyük bir becerinin tezahürüdür YÖNETİCİ olmak. Basmakalıp bir deyişi hatırlarız ya “Yönetici olunmaz, Yönetici doğulur” diye... her dakika önünde saygıyla eğilir, asla ve asla yanlış olduğunu düşünmüşlüğümüz de yoktur.
Bu bağlamda kadere boyun eğip insanları kategorize ederek ikiye ayırmayı yararlı buluyorum. “Yönetici olanlar” ve  “Yönetilenler” diye.
Bu yönetilenler taifesi hep birgün yönetici olmayı arzu ederler. Genelde de özgürlüğüne düşkün, baskı altında olmayı sevmeyen tipler olduğu gibi, bu sınıfın dışında ve bence esas itibariyle daha tehlikeli bulduğum, bastırılmışlığın ve özgüven eksikliğinin kişiliğinde yarattığı tahribatı en üst düzeyde yaşayan, biraz da bencil olup takım çalışmasına yatkın olmayan, gösteriş meraklısı, hiperaktif başka tür tiplerin de saplantısıdır bu. Paylaşmaktan hoşlanmayıp, bireysel çalışma yöntemini seçmiş yönetilen konumundaki arkadaşlarımız, yalnızlığın verdiği boğulma ya da kendini bilmez ihtiraslarının kurbanı olarak, en önemlisi de para imparatorunun yörüngesinden çıkamayarak bir an önce yönetici olmayı isterler. Bu tiplerle aynı torbada, GERÇEK yöneticiler (doğuştan olanlar) da aynı anda (eş zamanda) mevcutturlar; ki bunların boğulmuşluklarının nedeni “yönetilmeleri becerilemediği” içindir. “Yöneticisi beceriksiz” bu kabına dar gelen yetenekli zavallılar, diğerlerinin parkurunda yarışa zorlandıklarından çoğu zaman yarı finale dahi yükselemez, kaybolup giderler. Ne acı bir kayıptır bu ve sokaklar bunlarla doludur.
Her ne şekilde olursa olsun Yönetici olma fırsatını ele geçirmiş kardeşlerimiz ise bu fırsatla yüzleştikleri gün kendilerine hiç sorarlar mı? “Ben gerçekten yönetici olabilir miyim” diye? Bu acımasız soruya doğru yanıtı veren kaç kişi vardır ki dünyada? Hatta soran var mıdır acaba?
Ne yazık ki bu ciddi sorunun yanıtı; bir özdeğerlendirme, kendiyle yüzleşme, acı gerçeği itiraf etme boyutunda olduğundan, altında ezilebileceğimiz yükü tepemizden serbest düşmeye bıraktığından hiçbir zaman dürüstçe cevaplanamaz. Etiketin yaldızı öyle süslü ve yıldızı öyle parlaktır ki gözler kör olmuş, olaya ya da fırsata şuursuzca atlanmıştır.
Gelelim asıl meselemize, o acıtan içsel sorulara:
Deneyimlerim yeterli mi? Yaşım uygun mu? Astlarıma objektif davranabiliyor muyum? Yüzgöz olmamayı ciddiyeti ve otoriteyi muhafaza etmeyi becerebiliyor muyum? Saygın mıyım? Güven veriyor muyum? Sorun çözme de liderlik edebiliyor, yol gösterebiliyor muyum? Ketum olmayı becerebiliyor muyum? Astlarım arasında koordinasyonu sağlayacak ortamı yaratabiliyor muyum? Karar verebiliyor ve kararımın arkasında durabiliyor muyum? Durumu doğru analiz edip yol gösterebiliyor muyum? Gerektiğinde arkadaş, abi, abla olabiliyorken asla suistimaline izin vermeyerek çalışanlarımla iş çerçevesindeki ilişkilerimi ciddiyet ölçüsünde yürütebiliyor muyum? Demokrat olabiliyor muyum yoksa yöneticiliği krallık olarak mı görüyorum? Çalışanlarımın önerilerine kulak verebiliyor muyum, onlara fırsat sunabiliyor muyum? İş yapış şekillerine öneri vermekle beraber detaylara inip de boğulmamayı başarabiliyor muyum kısacası işi devredebiliyor muyum? Obsesif davranmayıp sonuçlara odaklanarak kısa zamanda net ve kesin kararlar alabiliyor muyum ya da uygulamaya başlayabiliyor muyum? Dolduruşa gelen bir tip miyim, başkalarının etkisinde kalan biri miyim? Parayı çok mu seviyorum? Sezgilerim kuvvetli, sonuçları önceden tahmin eden, gidişatın nereye varacağını yakalayabilen biri miyim? Verdiğim işin ya da sorduğum sorunun, cevabını bilen, yolunu-yöntemini başında kestirmeyi beceren biri miyim? (Bunu yapabilmeliyim ki birileri bana bazı şeyleri yutturup son dakika sürprizlerle karşıma çıkmasın), bir B planım her zaman var mı? Herkese eşit uzaklıkta olmayı becerip, disiplini sağlayabiliyor muyum? Aynaya baktığımda ne görüyorum? Karizma mı, yoksa hımbıl bir kalemadamı mı? Yazım düzgün mü? İmzam uygun mu? Ses tonum ne alemde? Kalabalık bir ortama girdiğimde tepkiler ne mertebede? İnsanlar bana nasıl bakıyor? Bir bakışta, kısa bir cümlede, tek cevapla hedefi vurup, saygı uyandırabiliyor muyum? Kuru gürültü müyüm, yoksa ağzımdan çıkanları kulağım duyuyor, dilimle beynim arasındaki kontrol gerçekten kontrol altında mı? Günü kurtarmayı mı seviyorum yoksa daha evrensel olmayı mı? Ukala mıyım yoksa şımarık mı? İnsanları seviyor muyum?
Soruları uzatabiliriz eminim ki birçoğunuzun buna eklemeleri de vardır? Hatta bu soruları değiştirip “gelecek zaman kipi” kullanarak da sorabiliriz kendimize. Ancak ne yaparsak yapalım yanıtlarımızda dürüst ve cesaretli olalım. O yanıtların önce kendimize, sonra yöneteceklerimize en önemlisi de bize bu ünvanı layık görenlere büyük yararımız dokunacaktır. Yoksa arkasından gülünen, sürekli alay edilen, yaptığı saçmalıklarla eleştirilen, sevimsiz, beceriksiz biri olarak adlandırılan üstüne üstlük bilgi ve becerimizi kullanacak iken bu ünvanla etkinliğini yitirmiş, pasife düşmüş biri olacak, mutsuzluk denizinde yırtık bir yelkenle yola çıkacak, çok da üzücü sonuçlara maruz kalacağız.
Bırakalım bu işi doğasında taşıyanlara... Çok başarılı ve mükemmel iken buna kıymayıp,  yeteneklerimizi doğal, gerçek ve becerikli yöneticilerle faydaya dönüştürmenin hazzını yaşayalım. Şeytanların sofrasında yem olmayıp, karnımızı mis gibi doyurmayı başaralım. Yönetici Olmak kıyafetinin cazibesine kapılarak, edep ve namusumuzdan mahrum olmayalım. Soruları ve en önemlisi verdiğimiz yanıtları asla aklımızdan çıkartmayalım. Gerçekten gidip aynaya dikkatlice bir bakalım!
zs-10 şubat 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder