Anılara yolculuğun biletini kesen şarkılar, en sıkıntılı zamanda beyninizde uçuşan, yüzümüzü ekşiten çirkinlikleri kovan şarkılar. Sözleri bir kenara atın önce, hiç dikkate almayın, sonra sadece sözleri tekrarlayın, en sonunda da ikisini birden... işte şimdi hissedin teslim olduğunuz o mükemmel, o enfes şarkıları.
Müzik ortak bir dil, hangi türden olursa olsun ruhumuzu doyuran kalorisi en yüksek besin (üstelik kilo da aldırmıyor). Yaptığı, yüreğinize ferahlık vermesi, hiç haliniz yokken dahi kımıldanışlarınıza rehber olması. Müzik yaşam demek, yaşamı duymak, duyumsamak, içmek demek, hayatı “gerçekten yaşamak” demek.
Yürürken, okurken, uyurken, çalışırken, yemek yerken mutlaka buna eşlik edecek nitelikte bir müziğiniz olmasını sağlayın, buna çabalayın, kendinizi şaşırtın.
Yaşamımın bir bölümünü (ki bu esas itibariyle çocukluktan başlar ve ilk gençliğimin bütününü kapsar) dans teslim almıştı. Klasik bale eğitimi aldığım sekiz yıl ve bu alanda kendimi disipline edişim o yıllarımı çok meşgul etmişti. Bu bağlamda müzik de hep yanımda oldu. Ben müziğe teknik anlamda hiç eğilemedim, çok fazla şey de öğrenemedim müzik adına. Bir matematik problemi olarak düşünür ve müziksiz yapılamayacağını çok iyi bilirim sadece. Müziği hep matematik ile formüle etmeye çalışır öyle duyumsarım. Geldiğim sonuç ise; müziksiz yapamıyor yaşayamıyor olmakta düğümlendi kaldı. Bale tekrarlayamadığım, bedenimin buna asla izin vermediği zevkli bir uğraş, bir anı olarak hayatımın dibine itildiği halde müzik hep yanımda hep benimle beraber.
Şimdi ise geçirdiğim 39 yılın her anını, her olayını, her sürprizini, simgeleyen bir melodi var elimde. Ne resimlere bakmak benim zihnimde canlandırabiliyor yaşadıklarımı ne de birilerinin anlatması, anımsatmaya çabalaması. Benim için en uygun olanı müzikten oluşan bu simgelerin kulağımda belirmesi, sadece o kadar, o kadarı yeterli. Şimdi bu yazımı kaleme alırken dinlediğim parçalar zaman tünelinde oradan oraya öyle savuruyor ki beni ne yapacağımı bilmez hale geldim, yüzüme çarpan bir dolu görüntüyle boğuşuyorum bir yandan. İşin komik yanı ruhen öylesi o günlere dönüyorum ki birgün geri dönememekten epeyce endişeliyim. Müzik havuzunda boğulmak güzel olsa gerek.
Tanrı bana bir ömür daha armağan etseydi üç yaşında iken yakınımda bir yerlere bir müzik aleti bırakmasını da isterdim ondan. Ve doğarken müzik yeteneği denen pudra şekerini de üzerime serpiştirmiş olmasını hatırlatırdım ona. Dünyaya bir daha gelseydim sadece müzisyen olmak isterdim, tıpkı yazdıklarım gibi, tıpkı sözcüklerle oynayabildiğim şu anlarımdaki gibi müzik yazmak, notalarla böyle oynayabilmek isterdim – sizin için. Sözcüklerin veremediği özgürlüğü müzikle sonsuz yaşamak, sonsuza kadar da dünyaya armağan etmek isterdim.
Müziksiz kalmayın, unutmayın yaşamlarımız hiç kolay değil, tüm zorluklarımız için en büyük desteğimiz müzikten olacaktır. Ve yine unutmayın ki; İkinci Dünya Savaşı sırasında en son iptal edilenler opera temsilleri ve konserler olmuştur. Hücreleriniz tazelenip tüm darbelere direnç kazanmak yolunda bize yardım eden besteleri dünyaya bağışlayan müzisyenlere teşekkür ediyorum. Bu teşekkürü ise yazarak belgeliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder