Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








12 Şubat 2012 Pazar

Demokrasicik... (9 nisan 2008)

Nisan’ın ilk günü hepimizi heyecanlandıran bir haberle sevindik.
İzmir,  EXPO 2015 için seçilmişti. Akşama doğru yanlış anladığımızı fark ettik, rüyadan uyandık ve kendimize geldik. İpi göğüsleyen ise Milano olmuştu.
Buraya kadar herşey tamam. Heyecanlı Anadolu insanı tufaya basmış, saf bir sevinç yaşamış, birkaç saat mutlu olmuştu... ne yapalım olur böyle şeyler. Esas önemli olan bu değil.
İtalya Başbakanı Prodi, Milano için konuşmasını yaparken şu ifadeleri kullanmıştı. “Dinsel fundamentalizme karşı olmak” ve “Kadın Hak ve Özgürlükleri için” – bizi seçin... ?... !
(Haddi be. Yapma yahuuuuuuuu. Bu da nereden çıktı şimdiiiii? Ne dinsel fundamentalizmi, ne kadını ve hakkı? A A A !)
Sn. İtalyan, Türkiye’nin İslami konumunu ve tehlikeleri öne sürerek Milano’nun daha seçilebilir bir şehir olduğunu ima etmişti. Utanmasa Türkiye’de inanç savaşı var, şiddet ve barbar müslümanların hışmına uğramak istemiyorsanız İzmir’i seçmezsiniz diyecekti. Hoş utandığı da yoktu bence aklına gelmedi. Hem adamın anladığı kadın özgürlüğü, başını kapatıp çarşafla üniversiteye gitmek de olabilirdi, bunu bilmiyoruz henüz... gayet kapalı yani ifadeler!!! Bence bu adamın, belki de kadın sesinden mütevellit haya perdeleri feci yırtılmış, terbiyesizce konuşarak ülkemizi aşağılamış, böyle şuursuz laflar etmiştir.
Şimdi soruyorum Prodi’ye ve aslında gıyabındaki Avrupalılara ve Avrupa’cılara. Sizin DEMOKRASİ’den haberiniz yok mu yahu. Demokrasi diye birşey var herhalde. Demokrasinin olduğu ülkede İslam radikalliği de, şeriatçılık da hoş karşılanır, kimse karşı çıkmaz. Fikir özgürlüğüdür bu. Hem Sn.Prodi’nin yine dünyadan haberi yoktur ki; kadın hak ve özgürlüğünün Türkiye’deki kadar sınır tanımadığı başka ülke var mıdır? Burada kadınlarımız çarşaf giyme, kafa kapatma özgürlüğüne sahiptirler. Doktor kadınlarımız erkek hasta muayene etmeme, kadınlarımız erkek jinekoloğa gitmeme, kocalarına kul köle olma özgürlüğüne sahiptirler. Bu ülkede demokrasi vardır. Hiçbirşey ülkemizdeki aşırı dincilik özgürlüğüne kısıtlama getiremez ve bunu bir tehlike olarak öne süremez. Bu ülkede demokrasi vardır ve hep olacaktır. Bu özgürlükleri ve demokratik uygulamaları 80 yıldan sonra toplum hayatına geçiren iktidar partimiz ise dünyanın en demokrat partisidir. Kapatılması akla bile getirilemez. Demokrasi adına herşeyi mubahtır.
Sayesinde; aydınlara, yazarlara, sanatçılara hakaret etme özgürlüğü, halkı azarlama özgürlüğü, yargıya müdahale özgürlüğü yerleşmiş, demokrasinin gerekliliklerini lastik gibi çekip büzme faaliyetleri günlük alışkanlıklar haline gelmiştir. Milleti güruh olarak görmek, dönemsel olarak gıda yardımlarıyla halkına kapısındaki sadık köpek muamelesi yapmak gibi demokrasinin vazgeçilmez uygulamalarına, 2002 den beri sayesinde kavuşmuş bulunmaktayız.
Bugüne kadar demokrasiyi o kadar yanlış bilirmişiz ki; ki bunu Avrupalılar dahi bilmiyorlarmış; laiklik baskı unsuru, şeriatçılık dünyanın en pembe uygulaması imiş. İslam; vurgunculuk, üçkağıtçılık, yolsuzluk, çoluk çocuğuna iş kurma gibi hayırlı konularını içselleştiren, anlaşılır hale getiren hiç de kötü şeyler olmadığını öğreten bir din imiş de haberimiz yok imiş. Hem tüm bunlar demokrasi olan bir ülkede olması gereken şeyler. Yargı kararlarına karşı gelmek, tarikatçı yapılanmalara destek vermek, karasakallı örümcek suratlı, içinin karanlığı yüzüne vurmuş adamların minicik bebelerin beynini yıkama organizasyonlarına çanak tutmak, mühürlenmiş işletmeleri çalıştırmaya devam etmek, yasaklandığı halde orman arazilerinde inşaat yapmak, maden aramaya devam etmek, ağaç kesmek gibi şeyler hep demokrasi adına yapılan işler.
Sonra o kadar demokratik bir ülkedeyiz ki; asla dini dayatmalara gitmiyoruz, herkes namusunu, iffetini koruma özgürlüğüne sahip. Bu koruma işini de bize bırakmıyor sağolsun devletimiz. MİGROS firmasına şarapta promosyon (kampanya) yaptığı ve alkolü özendirdiği için 59.000 YTL.lik cezayı pat diye kesiyor. Allah razı olsun, şarap içmeme, alkole el sürmeme özgürlüğümüzü farkına varmadan yitirmedik de bu musubete özenmeden yakayı kurtardık. Eskaza ayık dolaşma özgürlüğümüz elden gidecekti ve demokrasimiz darbe alacaktı. Şükür Allah’a.
İşte böyle dostlar... bu demokratik mükemmel uygulamaların toplum hayatımızda sağlam temellerle yerleşmiş olmasından haberi olmayan batılı gafilin sözleriyle İzmir’i kaybettik galiba. Hayır! Hiç de öyle değil... Demokrasi palavrasından sıyrılıp hemen gerçeğe dönelim ve düşünelim – GERÇEK ile yüzleşelim çok geç kalıyoruz:
Şimdi Ben bütün bunlara demokrasi adına sessiz kalacaksam, göz yumacaksam, iktidarı ve muhalefeti ile beni çileden çıkaran siyasetçilere göz yumacaksam, onların artık bu devletin yakasından ve bizim yakalarımızdan elini çekmesini isteyemeyeceksem, defolup gitmeleri için sokaklara dökülmeyecek, yargıya başvurmayacaksam; Ben demokrat değilim arkadaşım. Hem demokrat değilim hem de böyle demokrasiye ...   ...   ...
zs-9 nisan 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder