Biliyor musunuz bu yıl seçimler Mart 29 da yapılıyor diye çok seviniyorum. Artık iğrendiğim bu süreçten güzelim bahar ayları fazla etkilenmeyecek diye. Ya bu seçimler Nisan sonu ya da Mayıs ortası olsaydı? Baharı kısacık yaşayan güzel şehrim İstanbul’un bize lütfettiği azıcık zaman, bu pis sürecin gölgesinde ziyan olup gidecekti.
Şükürler olsun ki; yavru kediler sokaklara dökülmeden, bizim kumrular yumurtlamadan, erguvanlar açmadan ve kiraz ağaçları henüz çiçeklenmeden önce - sinir bozucu adamlardan, sokakları çöplüğe çeviren bayrak, broşür, konfeti ve bilumum kağıt atıklardan, sağda solda ve dahi daracık sokaklarda cirit atan dev otobüslerden, kulakları sağır eden uyuz şarkı ve türkülerden 30 Mart itibariyle kurtuluyoruz.
En önemlisi de tonlarca yalan ve dolandan, terbiyesiz diyaloglardan, her nedense seçimden seçime hatırlanan yolsuzluk, şerefsizlik, dolandırıcılık hikayeleri ve kanıtlarından bir sonraki seçime kadar kurtuluyoruz.
Ben kendimi bildim bileli tek kelimesi değişmeyen söylevler, yerel yönetim süreçleri ve gerekleri ile ilgili olmayan, bu süreçlere ilişkin vaatleri içermeyen tam bir gündüz gösterisi niteliğindeki kumpanyalar, palavralar, ithamlar, küfürler, yumruklaşmalar... hep aynı olan o şeyler, herbiri dilimize atasözü gibi yerleşmiş gülünesi ama bir o kadar da ağlanası sözler. 30 Mart sabahı itibariyle bunlar YOK’lar.
Sonra ne mi olacak? Onlarca yıldır olduğu gibi, önce üstünkörü döşenen kaldırım taşları oynamaya başlayacak, sonbaharın ilk yağmurları ile paçalarımıza su sıçratmaya başlayacaklar. Ardından doğalgaz, su tesisatı ya da elektrik nedeniyle daha dün yüzüncü kez asfaltlanmış yolumuzun kaldırımla birleştiği kısımlar kazılıp deşilecek. Yaz olduğundan ortalık toz duman olacak, eğer kışa denk gelmişse çamurdan heryer berbat olacak. Tam bıçak kemiğe dayanmışken yüzbirinci asfaltlama gerçekleştirilecek, biraz nefes alacağız.
Trafik daha da beter olacak tam 30 yıldır “artık yaşanmaz” denen şehirde “tamam artık bu sefer bitti, kesinlikle yaşanmaz” cümlesini tekrarlayıp duracağız. Fakat arabalarımızdan tek gün bile inmeyip modern-konforlu SEFİL olmaya devam edeceğiz.
Güzel havalarda gittiğimiz sayfiyelerde, mantar gibi bitmiş ve son 2-3 yıla damgasını vurmuş inşaatları, yığınla çirkin beton pisliğini göreceğiz. O gün oraları imara açmış ya da denetlemeyen ve kaçağa göz yuman yerel yönetimlerin başındakilere küfür edeceğiz, ahlanıp vahlanacağız. Şehir suyuna bulaşan sağlıksızlığın haberlerini gazetelerde okuyup televizyonlarda izleyeceğiz, ağzımız açık kalacak ama bunu yüreğimizin bir köşesine not etmeyeceğiz.
En komiği aslında herşeyi unutacağız. Dar sınırlarla belirlenmiş sadece karnımızı doyurmaktan ibaret yaşamımızda, umutlarımızın bize bahşettiği hayallerle avunup, göz boyalamalarla aldanmayı tercih edeceğiz. Çiçeklerle donatılmış bir avuç park ve bahçeye bakarak renklenecek gönlümüz. Bir sonraki seçimlerde yine aynı rüyayı göreceğiz. Unutacağız herşeyi, unutmuş olarak sandığa gideceğiz.
Tahminim, benim gibi siz de bıktınız... niye bu ülkede bazı şeyler hiç değişmiyor? Hep aynı şarkıyı dinliyor hep aynı yemeği yiyoruz. Hep aynı adamları dinliyor ve onlar tarafından yönetiliyoruz. Niye bu kadar çaresiz ve atıl olduk? Bizi bunlardan kurtaracak unsurun kader olması ne acı. Kaderin doğal gerekleri dışında başka güç kalmadı. Sabırla bekliyoruz. Sabırla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder