Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








12 Şubat 2012 Pazar

Fidel (22 şubat 2008)

Uzun yıllar Türkçe’de Fidel diye bir kelime var mı yok mu araştırdım. Hatta dilimizin büyük kısmını içeren Arapça ya da Farsça kelimelerin içinde de aradım. Ne yazık ki Fidel diye bir kelime, kullandığımız dilde bir anlam içermiyordu. Sadece ses benzeşmesine bile razıydım ama yoktu.


Bunu niye mi yaptım? Birgün bir oğlum olursa adını Fidel koymak için.

İnsanların hayalleri sonsuz, benimkiler ise sonsuzluğun da ötesine geçebilecek derecede. Resmen bir karadelik, yok öyle nitelendirmeyelim, beyaz; bembeyaz bir delik diyelim.

Yıllardır süren bu araştırma olumlu sonuca ulaşmadığı gibi zaten bir oğlum da olmadı; hayallerimin aydınlık sonsuzluğundaki karadelik, bu gerçekleşmeyenlerin oluşturduğudur.

Ama öte yandan benim hayalimin yaşattığı bir efsane var Küba’da. Bu yurttan ilk dışarı adım attığımda gideceğim ülke Küba. Hayalim ise Fidel ölmeden Küba’ya gitmek. Ben yaklaşık 10 yıldır Küba hayali kurarken Fidel de hastalanıp hastalanıp mucizevi bir şekilde iyileşiveriyor. Ben gidemedikçe O yaşıyor. Son iki yıldır efsanenin artan sağlık problemleri, ama her seferinde badireyi atlatması, benim o ülkeye gidişimin gecikmesi Azrail’in de işlerini ertelediği şeklinde bir düşünceyi kafama yerleştirdi. Şimdilerde ise Fidel’i kaybetme korkusuyla iyiden iyiye hiç gidemiyorum.

Diğer yandan Fidel yavaş yavaş veda ediyor. Biraz dünya tarihine yazdığı efsaneye, biraz yönetime, biraz Küba’ya, biraz da dünyaya. Yaşamının sonuna doğru el sallarken, bence ülkenin sonuna da el sallıyor. Zamanımızın maddeciliğinden, azgın kapitalizmin vahşi döngüsünden, insan eşitsizliğinin birbirini kırdırdığı sosyal oluşumlardan arınmış, çocukluğumun (şimdi enfes olduğunu idrak ettiğim) 70.li yıllarını günümüzde yaşatan bu ülkenin kahramanı yavaş yavaş hepimize veda ediyor.

Küba aslında Kübalıların değil, bizim gibi zamanın yozluklarından arınmak isteyenlerin, sadeliği arayanların Kabe’si, bir butik ülke. Güney Amerika direncinin yaşayan son temsilcisi ve bu direnci ruhlarında taşıyan romantiklerin hayalini kurduğu örnek ülke. Küba dünyaya dağılmış ve azıcık kalmış gerçek solcuların hayallerindeki masal ülke. Bu masalın kralı, kralımız ise Sevgili Fidel.

Biliyor musunuz ben gitmeden, yetişemeden O giderse - ya da belki birgün yola çıktığımda, aramızdan ayrıldığını uçakta öğrenirsem – üzülüp ağlayacak ve kahrolacağım. Ama onu bu dünyada tutabilmek için de hala burada olacak, katiyen yola çıkmayıp Azrail’i sonsuza dek bekleteceğim. Biliyorum ki Ben bu adamı 100 yıl yaşatacak, en az bir kuşağın daha onun varlığında yetişebilmesini sağlayacak, asla ve asla Küba hayalimi karadeliğe yollamayacağım.

Bekle Fidel...bekle... daha el sallamak için çok erken. Ve ben henüz yola çıkmıyorum.

22.2.2008





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder