Biliyor musunuz ne kadar boş şeyler için kendimizi üzüyor ve yoruyoruz. Hala anlamsız hırslar, sosyolojik olgular, yönetimsel konularda ahkam kesmeler döngüsünde bir zavallı olarak koştururken, ölüm kadar eşit olduğumuz bir konuyu anlamamakta inatla direnmeye devam ediyoruz. Kimsenin umrunda olmayan acı bir gerçek varken nedense aptallar gibi savaşıyor, aptallar gibi birbirimizi yiyor, geleceği olmayan çocuklar dünyaya getiriyor, manyaklar gibi para peşinde koşuyoruz.
Hele ki o yapay tartışmalar, siyasi konular, bunlara odaklanarak çene tüketmeler komedinin ötesine geçmiyor bu gerçeğin gözü önünde. Kısacası feci şekilde uyuyoruz.
Gerçek ise şu: Hem ülkemiz hem dünyanın diğer memleketleri için... Hem insanlar hem hayvanlar için. Hem toprak hem de deniz için. Hem beyazlar hem de zenciler için. Hem İngilizce konuşanlar hem de Türkçe konuşanlar için. Hem IRA, hem ETA hem de TALIBAN için. Gerçek şu ki:
Dünyamız ölüyor. Enson 576km2 büyüklüğünde kocaman bir parça Antartika’dan koptu denizde yolculuğuna başladı. Biliminsanları 30 yıl içinde olmasını öngördükleri coğrafik ve ekolojik değişimlerin son 1-2 yıl içinde gerçekleşiyor olması karşısında şoka giriyorlar. Önlem almakta bile çok geç kalındığını, geldiğimiz noktada artık çözümsüzlük sürecinin başladığını sürekli dile getiriyorlar. Buzullar eriyor, sular yükseliyor, ılıman iklim kuşağıdaki birçok ülkede çölleşme başladı, ormanlar yok oluyor, göller ise kuruyor. En basitinden Tuz Gölü’nün uydudan çekilmiş ve iki günde bir gazetelerde yayımlanan fotograflarına bakın ne hale geldiğini görün. En fazla beş yıl sonra Tuz Gölü yok olacak. Yıllarca festivalleri ile bildiğimiz ve Nasrettin Hoca’nın fıkralarına başrol oynamış Akşehir Gölü, 3 yıl önce hayattayken şimdi kuru ve çatlak bir toprak parçası. Fırat eskisi gibi deli akmıyor, Manavgat’ın suyu nazlana nazlana ahenkle dans ediyor artık.
Kuzey Avrupa ülkeleri suların yükselmesi tehlikesi ile yüzyüzeyken Amerika kıtası kasırgalardan başını alamıyor. Kasırga sıklığı 20 kat artmış kısacası kıtada rüzgarsız gün geçmiyor. Patagonya Çölünün son hali ile 100yıl öncesini karşılaştıran resimler ise ibret verici. Amazon ormanları deli bir hızla yok oluyor, bölgenin faunası açıklanamayan bir büyük tahribat içinde. İnsanın zavallı gücü bütün bunlara dayanabilecek boyutta değil ama doğayı bu hale getirirken mahkum olduğu gözü dönmüşlük en sonunda kendisini yok edecek hale getirdiği halde hala müdanasız, hala farkında değil,hala vurdumduymaz, şuursuz ve hala Paris Hilton’un 44 numara ayakları için haftalarca meşgul olabiliyor.
Kendimizi bir anda sular altında bulabiliriz, ya da su kaynakları tamamen kurumuş 75 milyonluk bir güruha sahip, yarısı zaten şimdi açken, yakında tamamı açlıktan kırılan bir ülkede bulabiliriz. Tarımda verim %70 düşmüş, dünyada tek üreticisi olduğu ürünleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan ülkemiz gibi diğer diyarlarda da durum çok farklı değil. Bir zamanlar açları için konserler düzenlenen Etiyopya’daki insan görüntüleri hiç uzakta değil ve bu kez yardım edecek bir kitle de yok. Zira henüz diğer gezegenlerden bize acıyarak bakan bir toplum, uygarlık, canlı kütlesi henüz bulunamadı. Bu tip iyi yürekli evren komşularımız yok.
Çok merak ediyorum acaba yapılmak istenen ne? Dünya nüfusu 7 milyara yaklaşmışken topluca ortadan kaldırmak ve bir grup uygar eliti (kendisini böyle gören manyaklar grubu bana göre) modern Nuh’un Gemisi platformunda saklayabilmek ve dünyanın yeniçağına bunları aktarabilmek mi? Öyle ya, ortalık iğrendikleri, hakir gördükleri, yok olup gitsin diye gözlerinin içine baktıkları ırklar, kavimler, din mensupları ile dolmadı mı? Yapılmak istenen bu mu? Bu yüzden mi vedaya mahkumuz? Dünyamız gözümüzün önünde hızla değişirken ağlamaya, teslim olmaya gerçekten mahkum muyuz? Doğaya, ondan aldıklarımızı geri vermiyor cepten yiyoruz. Çok ama çok geç kalıyoruz... çok ama çok aptalız ve uyumaya bayılıyoruz!
1 nisan 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder