Bu şehirde - hatta ne kelime bu ülkede yağmur yağacak diye ödüm patlıyor. Kar’ı ise hiç mi hiç istemiyorum. Doğanın bu en güzel, en muhteşem olayına bünyesel bir itiraz durumundayım çünkü; Türkiye’de ve İstanbul’da yaşıyorum. Yıllardır bir türlü önlenemeyen yağmur damlası ve kar tanesi felaketi her yıl olduğu gibi bu hafta da hepimizin canını çıkarttı.
Önlem alınmadı diyemiyorum zira oturduğum Acıbadem’de yol geceden tuzlandı, Küçük Çamlıca köprüsü üzerindeki boş alanda kar küreme aracı iki gün öncesinden hazırdı, karın şehri birbirine kattığı Pazartesi günü “sorunlu güzergah” boyunca görevini tam anlamıyla yapıyordu. Ana cadde mis gibi açıktı ve tek yapacağımız ara sokaklardan ana caddeye yürümekti. Eh daha ne isteyebilirim ki?
İnsanlar suçlu, bu kötü hava koşullarında bile arabalarıyla trafiğe çıkmak, yolları işgal etmek, toplu taşıma araçlarını kullanmamak inadından vazgeçmedikleri için durum berbat diyemiyorum, zira ben toplu taşıma aracını seçtim; belediye otobüsüne bindim. Tamamen otobüs sürücüsünün insiyatifi – ki bence keyfi - nedeniyle iş yerimin önünden geçen yola devam etmeyip, Küçük Çamlıca tepesine vardığımız noktada yolcuları indirip – yol buraya kadar – dediğinden büyük bir hüsrana uğradım ve araba ile çıkmadığıma pişman oldum. Ama aslında belediye görevini yapmıştı, ben kaçırdım ama beş dakika arkasından yeni otobüs gelerek normal yola devam etmişti, demek ki söylenen ek seferler koyulmuştu, şanssız olan bendim bana bu rastlamıştı. Öte yandan ortalıkta da özel arabalarıyla fink atan fazla şuursuz yoktu.
Yarıyolu tipide yürüyerek, yarı yolu ise sağdan soldan geçen ve bir insaflı servisin beni alması sayesinde otomize katederek işyerime geldiğimde de daha komik bir olayla yüzleştim. İnsanların sadece %10’u gelebilmişti. Yakın civardakiler yollarda perişan, en uzaktakiler ise çoktan gelerek çaylarını yudumluyorlardı (İşin bu kısmı garip bir İstanbul ironisidir, Kadıköy’den Büyükçekmece’ye tam 12 yıl kat ettiğim işyolumda ben de hiçbir zaman karda geç kalmamıştım). Hele haftasonunu İstanbul dışında geçirenler – işte bunlar Pazartesi sabahı şehre ulaşamadıklarından ogün aramızda olamayacaklardı.
E peki yanlışlık neredeydi? Yiğidi öldür hakkını yeme demek durumundayım, olabilecek herşey yapılmıştı esasında, peki sorun neredeydi?
Bu sahneler acaba hangi ülkelerde yaşanıyor? Kuzey Avrupa özellikle İskandinav ülkelerinde bizim İstanbul’luların senede iki kere yaşadığı bu olay yılın 6 ayı devam ediyorken onlara niye birşey olmuyor? Arabalar kardan menkul yolda gayet rahat ve düzgün gidebiliyorlar, toplu taşıma araçlarında aksama olmuyor, ülke ve hatta şehir dışına çıkanlar vakitlice evlerine dönebiliyor, olağanüstü birşey sözkonusu değilse havaalanları da dahil olmak üzere ulaşımda en ufak bir aksilik yaşanmıyor! Niye?
Bizdeki sorun ne?
Bu sorunun yanıtı bence yok. Bence biz Türkler lanetliyiz. Bu memlekette kar taneleri o gördüğümüz beyaz muhteşem kristaller değil, herbiri bir şeytan. Yağmur damlaları kristal berraklığında hayran olunacak taneler değil, herbiri mini bir el bombası. Bu suçlu minik güzellikler aslında birer sihirli unsur ve gökyüzündeki facia cadılarının tepemize tepemize savurduğu birer kaos, anarşi ve düzen bozan pislikler. Benim ülkemde niye böyle oluyor? Tamam - bütün dünya bana karşı - peki doğada mı bizi sevmiyor ve bizimle uğraşıyor artık. Başkaları için sıradan olan bu şeyler benim ana haber bültenlerimi, internet sitelerimi, e-mail kutularımı niye doldurup kilitliyor? Niye doğanın bu normal olayını şaşkınlıkla ve bir korku filmi gibi izlemek durumunda kalıyoruz? Suçlu devlet mi, önlem almayı beceremediğini iddia ettiğimiz yönetimler mi, suçlu biz miyiz? Biri bana ne olur söylesin bunu ve Ben artık dünyanın en büyük şehirlerinden birinde, bir tepede, yoğun kar yağışı altında donma tehlikesi geçirmek ve koca şehrin ortasında birgün donarak ölmek istemiyorum.
Ben kar’ın büyülü güzelliğini içime çekmek, o aydınlığa yüzümü dönmek ve ışıltılara gülerek selam vermek istiyorum. Hala içimde kalmış sevinç kırıntısının verdiği güçle kısacası herşeye rağmen sabah 6.30’da ilk uyandığımda, o ayazda balkona çıkarak resimler çekebilmek, bunu yaptığıma hayret ederek mutlu olmak istiyorum.
18 şubat 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder