Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








12 Şubat 2012 Pazar

İşte sonunda beklenen gün geldi (17 nisan 2008)

İçinde bulunduğumuz III.Dünya Savaşı sona erdi ve Einstein’ın söylediği taş ve sopalarla yapılacak olan Dördüncü Savaşa ilk adımları atıyoruz. III. hangisi mi? İkinci bittiğinden beri bir türlü bitirilmeyen gerçek savaş. İnsan etinin yendiği, iğrenç, onursuz, çirkin savaş.
Tüketim çılgınlığı ve para kazanma uğruna yapılan manyaklıklar, sadece tek insana veya aileye ait olup sürekli büyüyen, büyütülen inanılmaz servetler, paradaki tekelleşmenin bedelini ödeyen aç, yoksul, hasta ve sefilliğe mahkum edilmiş insanoğlu dayanamadı ve ayaklandı. Sonunda beklenen gün geldi, dünyanın açları ayaklandı. Bence geç bile kaldılar, zira ben bile YETER ARTIK diyeli yıllar oluyor. Sayıca çok fazlalar! Bakalım önlerinde kimler durabilecek. Umarım bu basit bir hareket olmayıp sonuçları acı ve felaket de olsa bir nebze başarıya ulaşır. Bu durum kesinlikle şaşkınlıkla karşılanmamalı... Olay artık gezegensel!!!
Yüzyıllardır sömürülen, bulamaçlarla ömrünü geçirmeye mahkum, ilaç firmalarının ve laboratuvar virüsleri ile hastalıkların deneme tahtasına dönüştürülmüş Kara Afrika’dan patlama beklerken, olaya Uzak Asya kökenliler el koydu. Sanırım yaşama daha felsefi pencereden bakan  inanç sistemleri buna etken olabilir. Azla yetinme, sebatkarlık, dünya nimetlerine tamahkar olmamak gibi öğretilerle yetişmelerine rağmen, kaynak dağılımındaki eşitsizliğe – bırakın yahu – aç kalmaya daha fazla tahammül edemediler... ayaklandılar... Ne de olsa onlar, İncil ya da Kuran ile uyuşturulmuyorlar, durum bu noktada farklı; konu ayrıca irdelenmeli. Bugün gelinen nokta; yüzyılların birikimi.
Neredesiniz G8’ler? C9, XYZ platformu ya da bilmemne örgütünün ne idüğü belli olmayan iyi niyet elçileri? Gizli emellerinizin üstüne giydiğiniz melek kıyafetleriniz sanırım işe yaramadı. Uçurumlar gittikçe büyüdü, yüzyıllar boyu zenginliklerini emdiğiniz, bir avuç ırkınızı 1000.000 yıl yaşatacak şekilde kaynaklarını silip süpürdüğünüz kesim isyan etti.  Beter olun, umarım bunlar hepinizi önüne katar da yaptıklarınızı burnunuzdan fitil fitil getirir. Vahşi zulmünüzü kendi yarattığınız uygarlık kriterleri ile dünyaya dayatma manevralarınızı da artık kimse iplemiyor. Kim oluyorsunuz da dünyaya uygarlık konusunda model geliştiriyorsunuz. Tarihte hangi uygarlık size ait ki? Aksine tarihte sürekli uygarlıkları yok etme, onların miraslarını ortadan kaldırma ekseninden çıkamadınız. Sizler en başta tek tek iktidara getirdiğiniz faşist başkanlarınızdan-idarecilerinizden kurtulmaya bakın... ve Kara derililerin, çekik gözlülerin, yerli halkların, gerçek halkların yakasından düşün.
Zaman zaman hep düşündüğüm ve olasılık olarak gördüğüm “küresel isyan” olayını normal karşılıyorum. Zira, Algida’nın yıllık cirosunun dünyadaki aç insanların bir yıllık gıda maliyetine karşılık geldiğini öğrendiğim günden beri kendimde değilim. Ezilmiş, sömürülmüş, açlıktan gebertilen zavallı insanlar için ogünlerden bu yana gözyaşım dinmedi. Düşünün dünyadaki obur veletlerin şımarıkça yedikleri Algida’nın cirosu, milyonlarca insanı doyurabiliyor.  
Doğayı perişan ettiniz, eskisi gibi sunmuyor bize nimetlerini. İstediğiniz gibi sömürmek ve yönetmek  için üremeye teşvik edip şimdi milyarlarla telaffuz edilen meretebeye ulaştırdığınız ve din kitapları ile beynini uyuşturduğunuz nüfus dimdik karşınızda. Sadece buğday, pirinç, patates ve bir şişe su için insanlar ayakta. Para hırsından gözü dönmüş açgözlü manyakların dünyayı getirdiği nokta.  Acaba Siz hangi uğurda kendinizi bu şekilde sokaklara dökebilirsiniz? Yaşamda böylesine insani hedefiniz hiç oldu mu? Hiç isyan etmeyi düşündüğünüz bir ideali yaşatabildiniz mi beyninizde... işte pısmak, korkmak ve uçuklamak için bundan geçerli bir neden bulabilir misiniz. Malesef anlayamazsınız, karşınızda ne denli büyük ve ciddi bir güç var? Bunu akademik ortamlarınızda, laboratuarlarınızda, uyuşturucu kitaplarınızda okuyarak anlayamazsınız. Bu işin anlaşıldığı nokta mideden geçiyor. Mutsuz ve yaralı yüreklerden geçiyor. İşte o kanayan yürekler, yıpranmış zayıf bedenler bir araya yavaş yavaş geliyor, yavaş ama kararlı - kararlı ve üstelik feci şekilde kuvvetli - çok çok kuvvetli ve çelik gibi sert.
17 nisan 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder