Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








7 Mayıs 2011 Cumartesi

Yaz sıcağında sandık başı.... (6.5.2007)

Gün geçmiyor ki yeni bir olay kapımızı çalmasın. Hergün bir öncekini aratan saçmalıklar, gündemi sürekli meşgul eden ve bir ton çenenin düşmesine neden olan yazılar, konuşmalar, eylemler, tartışmalar. Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan herkes yorum peşinde, ağzı olan konuşuyor modelinde devam eden bir yaşam.

Ben iyi kötü bu memleketin 35 yılına tanık olmuş biriyim, bunun içinde “sözde anarşinin”; paralı anarşistlerine sapır sapır öğrenci kıyımı yaptırdığı yıllardan tutun da 1980’nin korku ve dehşet kokan rüzgarlarının estiği üniversite öğrenciliği yıllarına, yine Özalizm’in toplumun genlerini kirlettiği, sosyal uçurumları dev makinelerle açtığı yıllara kadar hatırı sayılır dönemleri yaşadım, yaşıyorum. Eskiden periyotlar daha uzunken şimdi günlere saatlere indirgenmiş bir yapıyla karşı karşıyayız. Birbirini çürüten komplo teorileri ile yuvarlanıp gidiyoruz, tam bir magazin ortamı.

Sonra tepkiselliğimiz de bir acayip oldu, bir bardak suda fırtına kopartıyoruz, felaket senaryolarımız, ülke elden gidiyor naralarımız, darbeye hayır, demokrasinin ırzına geçildi feryatlarımız, ki ; iki kelimeden biri haline gelen zavallı demokrasi lakırdımız... akıllara muhafaza; vatan-millet-Sakarya. Nedense biraz sıkışan da demokrasi havarisi kesiliyor bu ülkede. Demokrasiyi red eden, özümsemeyen, ideolojilerinde asla demokrasiye yer olmayan bir sürü adam, köşeye sıkışınca demokrasi nutukları atıyor, hepimiz bekçilik görevini kimseye bırakmıyoruz. Aslında bunlar için demokrasi savunucusu olmak biraz aptallık değil mi diye de düşünmeden edemiyorum.  Ben kendimi bildim bileli de bu yolda en ufak bir ilerleme kaydedilmemiş olmasına rağmen Nuh diyor peygamber demiyoruz; en yufka yüreklimiz sürekli Taksim meydanında adam sallandırıyor!

Başkasına hakaretin adı demokrasi, yolsuzluğun adı demokrasi, hırsızlıkla da ilişkili yanları var, asker demokrasi için antidemokratik tehditlerle, lafla işi kotarmak niyetinde çünkü içinden rejimi korumaya çalışıyor gibi gibi ama demokrasi elden gidiyor; aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık misali, zavallı bir durum(!). Zamane darbesi, bakalım daha neler göreceğiz!

Ülkelerin ve toplumların gelecekleri bu kadar ucuz değil. Bu memlekette siyasi çıkarlar uğruna boş bir nüfus yaratıldı, bomboş bir kalabalık. Bu kalabalığı koyacak yer yaratılmadı, işleri yok, okulları yok, barınacakları yerleri yok, iyi beslenmeyen, giyinemeyen, karnı ekmekle doyabilen, ısınamayan zavallı bir kalabalık yaratıldı. Sadece seçmen olan, oy veren canlı bir organizma tercih edildi, düşünmeyecek, akıl yürütmeyecek, hakkını aramayacak. Kimi kurana el bastığı için oy verecek, kimi şeyhi dediği için, kimi yakışıklı bulduğu, kimi ise aşireti için oy verecek. Aramızdan çıkan vicdan sahipleri de bu insanlar için ne yapacağımızı, bu insanlığı nasıl daha üst refaha götürebileceğimizi düşünmek yerine tartışmalar, seçim kavgaları, demokrasi nutukları, şahısların insiyatifine bırakılmış siyasetle zaman öldürüyoruz. Entelektüel düzeyi İsveç ya da Belçika standartlarında olan, sadece kendimizin anladığı tartışmalar hepsi, ama sonuçta garibanın karnını doyurmuyor, O; anlamıyor bile. Okuma-yazma bilmeyen adama demokrasi anlatamazsın! Ağanın oyuncağı olmuş maraba, patronun uşağı haline gelmiş işçi-memur, siyasi liderin dalkavuğu olmuş vekil, mafyanın köpeği tetikçi -  boyutunu aşamayan toplumsal deseni korumaya yönelik yazılar, hareketler, konuşmaları ben 35, babam 55 yıldır dinliyor, dinliyor da dinliyor... değişen herhangi bir şey de yok.

Hepimiz sahip olalım demek yerine “niye benim de yok” diyen, BİZ yerine BEN demenin ötesine geçmeyen herbiri çıkar savaşının askeri haline getirilmiş umutsuz ve mutsuz gençliğimiz aslında hepimizin eseri. Şimdi ne mi yapacağız? Yaz ortasında, tarlada, kumsalda, yolda pişerken seçim yapacağız, taşımalı sistemle seçim, şimdiden otobüsler ayarlandı. Bir kere daha 5 yılı yok ettik, umutlarımız bir 5 yıl sonraya kaldı... Ben bıktım aslında ama umut etmeden de yaşayamıyorum, inanın artık ne yapacağımı bilmiyorum, şimdi önüme büyük olasılıkla iki sandık konacak, birinde TSK’nın emekli HOCA’sı ve bir iki dindaaarrr aday olacak, biz şişirilmiş, allayıp pullanmış Amcazade’ye oy vermek konusunda şartlanacağız, ötekinde ise seçim günü bile hala birleşme, nikah, çatı kavgasını sürdüren huysuz, bencil, yılların vazgeçilmezleri, kendilerinden başka adam yok egoizmi ile gençlere ve kadınlara hak tanımayan sosyal demokrat geçinen ihtiyarları, vs. vs.  İlk defa kararsızım! Bu yazıyı yazarken adını DEMOKRASİ’den alan sağdan sağdan bir partimiz oldu, acep ne yapsam oyumu onlara mı versem (!) ... hey hey heyyyyyyyyt be! Ne günlere kaldık...

6 mayıs 2007 /zs

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder