Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








7 Mayıs 2011 Cumartesi

Ah bizim bakkallarımız, neredesiniz.... (21.6.2007)

Son bir yıldır dedikodu mahiyetinde defalarca kulağımıza çalınan, son bir hafta-on gündür de ekonomi sayfalarında kesinliğe kavuşmuş bir haber olarak okuduğum büyük satış olayına değinmek istiyorum bugün. Ülkemizde onlarca işletme, kurum, kuruluş, ekonomimizin temel taşı birçok yer satıldı, devredildi, hisselerindeki yerli payı küçültüldü, vs. alıştık artık ama son haber nedense benim feci halde içimi burktu. MİGROS satılıyor(muş). Sonunda MİGROS’u da veriyoruz.

Şimdi diyeceksiniz; onca stratejik önemi olan, bizi yerden yere vuracak, arkasından ağıtlar yakılacak yerler satılmışken Migros’u kim düşünür. Bence düşünmeliyiz. O, yaşamda kalmanın birinci koşulunu karşılayan sektörün halka (!) ulaştığı noktadır. ŞOK marketleri ile, devasa MMM.lik büyük mağazaları ile ve bundan 2 yıl önce satın aldığı TANSAŞ’ları ile %100 yerli sermayeyi barındırarak hayatına devam eden biricik bakkallarımızdır. Birisi geliyor, çok para veriliyor diye hop satıyor mağazaları. Arkasında ekonomik cinliklerin cirit attığı, bizim gibi aklıevvellerin kafasının basmayacağı bir hareket olduğu kesin, çok basit zavallılığımızla bundan üzüntü duymak bazılarına komik gelebilir ancak yine de gidiyor işte. O büyük adamlar, çok bilenler, ekonominin kaptanları, ceplerinin korucuları satıyor, satılmasına göz yumuyor.

Bildiğiniz gibi şu meşhur GIMA (tam 49 yıllıktı) ve onun daha alt düzey mağazalar zinciri olan ENDI’ler Sabancı grubunun sadece %40 ortaklığının olduğu CarrefourSa.lara satılarak yerliliğini yitirmişti, o gün bugündür bizi çok seven Fransız’lara para akıtmaya toplum olarak var gücümüzle devam ediyoruz, çünkü seçeneğimiz yok. Tek yönelişimiz MİGROS, TANSAŞ ve ŞOK mağazalar zinciri idi. Fiyatları açısından aralarında hatırı sayılır bir fark dahi olsa tercihimi çoğu kereler bu gruptan yana kullanırdım (çünkü yerli malı yurdun malı diye öğretildi bize) Hatta bir zamanlar İzmir ile simgeleşmiş Tansaş’dan alış-veriş yaparken geçmişle günümüzü karşılaştırıp bıyık altından gülerdim.  Tansaş da geçen yıllarda önce Doğuş Grubuna satılmış, grup geçtiğimiz yıl Tansaş’ları satılığa çıkartmış ve mağazalar zinciri Koç Grubu tarafından alınmıştı – açıkçası yabancıya gitmediği için sevinçten uçmuştum (yazdım ya; çünkü yerli malı yurdun malı diye öğretildi bize). Evet MİGROS Tansaş’ı aldı ve daha bir yıl olmadan şimdi hepsi birden satılığa çıktılar üstelik %100 yabancıya gidiyorlar (söylentiye göre WallMart). Sonuç değişmedi, olay döndü dolaştı ve yolunu buldu.

Halkımız gıda ve basit tüketim ihtiyaçlarını giderirken parası ne yazık ki içeride kalamayacak. Biz, yediği ekmekle bile yabancının kesesini şişiren, eli kolu bağlı, toplama kamplarında yiyecek dağıtılan sakinler haline getiriliyoruz. Ürettiğimizi önce onlara satıyor sonra tekrar satın alıyoruz; pirinç alıyoruz, Fransız zengin oluyor, süt-yoğurt alıyoruz Amerikalı zengin oluyor, zeytinyağımız bir başka memleketin kar hanesine yazılıyor. Ödediğimiz bedel katlanarak büyüyor.

Elimizde ne mi kalıyor, KİLER, YÖRE, BİM gibi mağazalar. Bu isimler içinizi bulandırıyor biliyorum, çünkü birçok kereler arkalarındaki sermaye gruplarının işledikleri kabahatler nedeniyle gazetelerin baş köşelerinin müdavimleri olduklarından, hallerini hemen anımsıyorsunuz. Ama bu adamlar tek seçenek olarak halkımızın yanındalar, alt gelir grubunu mutlu ediyorlar, tek derdi karnını doyurmak olan bu kesimin çok da fazla düşünmesi gerekmiyor, kısacası yapılacak hiçbir şey de yok.

Peki şimdi bambaşka bir konuya geçeceğim. Şöyle bir uzanın düşünün bakalım, bu özelden şöyle bir genele doğru yolculuk yapın zihninizde... Sonra bir kere daha gerinin ve tekrar düşünün şimdi yazacaklarımı. Siyasi görüşlerin tamamen dışına çıkın, etnik özelliklerinizi de unutun, dininizi falan da hiç karıştırmayın meseleye, çok okumuş, pek bilmiş olmanıza da gerek yok. Nereden geldiniz, nereye gideceksiniz vs. düşünmeyin. Sadece şunu düşünün! Biz burada doğduk, bu topraklarda. Nereden gelirsek gelelim buradayız, gidecek başka yerimiz de yok. İstesek de gidemeyiz bize kollarını açmış bekleyen de yok. Bu topraklar bizim vatan dediğimiz yer. Vatanımız, memleketimiz, ayrılığı tatmadığımız için değerini çok kereler anlayamadığımız yaşadığımız bu yer. Kutsal mekan-Vatan. Peki şimdi de civarımızdakileri düşünelim. Gözü bizim vatanımızda olanları, ağzı sulananları, sahip olmak isteyenleri, yıkıp bölmek, bizi buralardan kovmak isteyenleri. Ve son kez düşünün, bu vatanı sevmeyenler bizler miyiz yoksa onların dolaylı yoldan ekmeğine yağ sürenler mi. 1930.lu yılların genç Cumhuriyetinin teşvikleri ile bugünlerin imparatorluklarını kurmuş grupların temsilcileri, yönetenleri son yıllarda vatanlarını unuttular. Kimler bu vatanı daha çok seviyor? Kimse kalmadı da sadece doğduğu, burada yaşadığı, inandığı, evi, aşı, işi, sevdiği burada olup da bunları kaybetmemek uğruna ölmeyi göze alacak bizler mi?

21 haziran 2007 -

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder