1980.lerin ülkemize armağan ettiği ve putlaştırıldığı için hala canına rahmet okunan (!) pek mukaddes devlet büyüğümüzün memleketimizi asfalt ağlarla donatması nedeniyle hergün kucak dolusu trafik kurbanını toprağa veriyoruz. Hele bir de karayollarını kullanmak zorunda bırakılan insanımız, üstüne üstlük toplu taşıma araçlarına binmek gibi bir aşağılık kompleksini de bünyesinde barındırınca Azrail’e fazla mesai yaptırıyoruz. Son 25 yıldır katillerin veya katil adaylarının kol gezdiği, ayrıca her türlü güvenlik unsurundan yoksun olarak aceleyle inşa edilmiş yollarımız sayesinde dünyada birinciliği kimseye bırakmıyoruz. Bu günahlar nereye sığacak bilmiyorum ama bu kadar ölü ile Irak’a bağımsızlığını tekrar kazandırabilirdik.
Çok yakınımız olan bir bayanın eşini İstanbul Dolmabahçe’de trafik kazasında kaybedinceye kadar şehir içinde ölümle sonuçlanan bir olay ile ogüne kadar hiç karşılaşmamıştık. 1985 yılında gece yarısı arabasıyla giderken Dolmabahçe Sarayının kapısı önündeki ulu çınar ağaçlarından birine çarparak yaptığı kaza sonucu hemen ölmüştü genç baba.
Evet o zamanlara kadar şehir içinde nadiren kaza olur ve vak’a yayaya çarpma değilse sonuçta ölen olmazdı. Günümüzde ise her haftasonu en az 10 kişi bir kaza yaşıyor ve ölümler, komaya girmeler, ağır yaralanmalar sonucu insanların hayatları dağılıyor, mahvoluyor, yarım kalıyor.
Adam 19 yaşındaki kızına mezuniyet hediyesi diye araba alıp veriyor, daha 2 ay geçmeden küçük hanım kendini öldürmeyi beceriyor. Ana-baba acılı, yaşlı gözlerle gazete sayfalarında, memlekete ve yollarına lanet yağdırıyor (burada kusurun büyüğü kendine ait ama kimse söyleyemiyor). Bağdat Caddesi Formula-1 pisti hüviyetini korumaya devam ediyor, özellikle Cumartesi akşamları ve Pazar’ın ilk saatleri ortalık kan gölüne dönüyor, yine acılı anne-babalar ekranları ve gazeteleri kaplıyor. Eğlence mekanlarını ya da ultra lüks konaklama yerlerini cepleri para dolu, üstlerinde servet taşıyan zengin taifesinin doldurduğu sahil kentlerimizin asfalt ağlarındaki mıcırlar, karanlık kavşaklar vs. can almaya devam ediyor. Bir yanda eşek yolu kalitesindeki ortamda hız yapan lüks arabalar, diğer yanda paranın su gibi aktığı mekanlar. Çelişkiler zinciri ve küçücük bir ihmal, gencecik ölümler, göz yaşları.
Zengin (çok zengin) çareyi buldu. Eskiden “Allah ayağımızı yerden kesmesin” diyen kuşak hayattan çekilince bunların yeni yetmeleri mekanlara, ya yatları ya da helikopterleri ile teşrif ediyorlar. Az kaldı - dolmuş uçaklar da çıkınca büsbütün rahatlayacaklar. Peki, hafif paralı (kızına oğluna araba almayı marifet sayan) ortakuşak ya da şehirlerarası otobüslerle oradan oraya gitmek zorunda olan gariban takımı ne olacak. Onlar patır patır ölecek. Şimdi denizyolu ya da havayolu ile seyahat edenlerin kol kanat gererek desteklediği adam ve iktidarlarının marifetleri sonucunda, kan gölüne dönmüş yolları inşa edilen, başka hiçbir seçeneğe hak tanınmayan, lastik üzerinde seyahat etmenin uygarlık olduğu dayatılan ülkemin düzgün insanı kelle koltukta yaşamaya (!) devam edecek. Daha çok yeni değil mi bir otobüs dolusu minicik öğrenciyi mezara yolladık, uyuyan sürücü sayesinde!
Yakınlarını kaybedip yürekleri dağlananların biraz bilinçlileri protestolarını yapacak, her yıl mezarları başında anma törenleri düzenleyecek ama sonuçta ülkemizde yol üstüne yol yapılacak, asfaltlara yenileri eklenecek, şehir içinde minibüs, özel dolmuş terörü esmeye devam edecek, ışıklar çalışmayacak, çukurlar kapanmayacak, kavşaklar ışıklandırılmayacak. Demiryollarımız ise sadece nostalji yolculuklarına hizmet verecek, asla ciddi olarak kullanılmayacak, nakliye mis gibi TIR’larla yapılacak, uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüş yorgun sürücüler TEM yolunda TIR yarıştıracaklar, o esnada üç beş tane küçük aracı biçerek sağa sola atacaklar. Diğer taraftan uçaklar ateş pahası bilet fiyatları ile uçacaklar, yerel yöneticilerin veya hatırı sayılan kasaba ağalarının tercihleri yüzünden yanlış yerlere, yanlış bölgelere havaalanları inşa edilip atıl bırakılacaklar.
Hazır seçimler yaklaşmışken bir kulağınız da partilerin ulaşım programları ve çözüm planlarında olsun diyerek yazıma son verirken, birgün kurbanın kendimiz olacağını da düşünerek herkesi dikkatli olmaya çağırıyorum. Hem dikkatli olmaya hem de asla bir canavar olmamaya! Hele ki kendi yavrularımızın tecrübesiz ellerine kontak anahtarını verip de evlat katili olmamaya çağırıyorum sizleri, çok üzgünüm.
5 temmuz 2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder