Son günlerde içinizi karartan olaylardan bıktığınızın farkındayım. Bilmiyorum tabi ki beni okuyan ya da önceki yazılarıma aşina olan var mı? Zaten uzun süredir aşina olanlar bilirler ki Zeynep sadece gezi yazıları yazar. Tatil, gezi, yeme-içme, müze, cadde, sokak, kültür vs.
Yok artık biraz da aşk meşk olaylarına girelim ne dersiniz. Ne de olsa yaz aylarındayız ve kuşkusuz birçoğunuz benim gibi evine ve İstanbul’a hapis ortamlarda değilsiniz. Var mı yeni şeyler? Hadi bu kez yumuşak ve eğlenceli yazalım ve okudukça beraber eğlenelim, gevşeyelim, zira epeyce ihtiyacımız olduğunun farkındayım (aklınıza getirmeye çalıştığım biraz keyif, biraz gülümseyiş, biraz eğlenme ve biraz da kendiniz!).
Yıllar öncesinden beri keşfettiğim bir sonucu sizlere aktarmak istiyorum, pek yaşlı olmasam bile hayat yolunun yarısını kat etmiş biri olarak artık birşeyler telkin etmek hakkını görüyorum kendimde. Bunlardan birini de bugün size yazdığım satırlarda armağan edeceğim.
Bakınız hayatta en güzel ve en acılı şey aşık olmaktır ve de en gerekli bir şeydir. Hani ota ve otla kafiyeli şeylere olan aşktan söz ediyorum. Her ne olursa olsun ertelediği ya da hayal ettiği ya da hiç fırsat bulamadığı şeyleri yaptırır adama! İşte sadece bu nedenle hiç boşa zaman kaybetmeyip bu yaz aşık olmayı becerin, becerin ve biraz da kasvetlerden kurtulup yalancıktan da olsa mutlu olun. Sonunda kaybedecek bir şey olmayacağı gibi eğlenceler de yanınıza kar kalır fena mı?
Kışkırtma sürecimi noktalayarak olayı daha akılcı yönden irdelemeye devam edersek, ben bilirim ki, aşık olduğu halde sırf sevdiğine kendini kanıtlamak için ders notları tavan yapan ve onunla aynı üniversiteyi kazanan arkadaşlarımdan tutun da yine sırf aşık olduğu için 90 kilodan 65’e inen tanışlarım olmuştur benim. Bir anda paranın önemi sıfıra iner, en meteliksizinden adama yapışır kalırsın veya sadece o istediği için deli gibi yemek yer rakı içersin. Eskiden sağlıklı yaşam koşulları arasına sıkışmışken etobura dönüşen ve akşamları sekizde yatarken sabahlamak gibi denenmemiş ya da keyfine varılmamış aktiviteler ancak aşk olduğu zaman hayatınıza girebilmiştir. Giyim değişir, saçlar farklı taranır, birden siyasetle ilgilenir en azılı solcu oluverirsiniz. Faydası da olur birçok zaman, bol bol kitap okur adını duymadığınız onlarca yazarı tanırsınız. Belki bir anda şiiri sever ya da güneşin batışı farklı anlamlar içerir bazıları için ve hiç inanamadığınız halde yaşadığınız şehri değiştirirsiniz. Köpek görünce yüz metre uzağa kaçanlar bir anda hayvan sever kesilir başımıza, ilk iş eve kedi alınır. Kısacası değişirsiniz, değişmek bir erdem olur ve farklı hale gelmek mutlu edebilir sizi. Güzel, çirkin, genç, yaşlı, paralı, meteliksiz, zayıf, şişman, kel, selülitli fark kalmazsa arada bilin ki siz aşkı en yüksek mertebeden yaşayansınız, gelecek planlarınızı önünüze yatırıp tekrar tekrar irdeliyor ve düzeltmeler yapıyorsunuz inanın ki işiniz bitmiştir. Kadın erkek fark etmez durum aynıdır. Erkek iseniz ve alışveriş için çıldırıyor, eşinizin-eşlik edeninizin (karınızı demiyorum) son 10 kilosundan rahatsız olmuyorsanız tüm yazdığım komik ve basit şıklar geçerlidir sizin için de.
Ve her yalancı mutluluk gibi yakan alevi, sizi ısıtan enerjisi bir anda yok olup gittiğinde aşkın, yaşamda boşluğa düşersiniz. Ama önemi var mı? Zaten boş değil mi bu düz, girdapsız, pürüzsüz haliniz. Öyleyse kasmanın ne alemi var, varın türküler sizin için söylensin, varın ki belki nefret ettiğiniz en acılı Sezen şarkılarına tapının, varın ki deli gibi dondurma yiyip yüreğinizin sesine kulak verin ve koşulsuz sarılın, kucaklayın, sevin. Zamanı geldiğinde gözünüzdeki yaşları dökün, bir gayretle eski yaşamınıza dönün, işte hayatınızı karşılaştırmanın, en iyi ve zevkli tarafın hangisi olduğuna karar vermenin büyük fırsatı. Unutmayın kimse bize 80 ya da 100 yaşımızı vaat etmedi, hayalleri olup da aramızdan zamansız ayrılan genç insanlara karşı sorumlu olarak bu yazı veya sonbaharı kaçırmayalım, hadi gari, hob-ba
2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder