Ben baharın ve ilk yazın güzelliklerini yaşarken, balkonumdaki yavru kumruların gün be gün büyümesini izleyip mutluluktan gevşerken, akşam yağan sağanak sonrası evime dolan mis toprak kokusu ile huzura varabiliyorken, televizyonu izlediğimde ya da gazeteleri elime aldığımda bir anda sinir küpüne dönüşüyor bir ateş topu olabiliyorum. Bu ülkede siyasetten uzak kalmaya çalıştıkça içine çekilip duruyor, konuşmadan, tartışmadan, yazmadan duramıyorum. Neresine baksanız işler tam bir arapsaçı, saçma sapan gelişmeler, abuk sabuk yer değiştirmeler, dönmeler, fırıldaklar, geçişler, ayrılışlar. İki gündür çıldırmak üzereyim.
İlk seslenişim Kapadokya Bölgesine turistik organizasyonlar düzenleyen turizmcilere. Turlarınıza ücretsiz olarak Ankara TBMM gezisi dahil edin, zira yabancı konuklarımız için dünyanın en yaşlı meclisini görmek ve oradaki tarihi eserleri izlemek pek ilginç olacaktır. Ne demek istediğimi anladınız, 2007 seçimleri sonucunda meclisimiz yine yaşlı, herbiri bence arkeolojik eser haline gelmiş, artık görevlerini tamamlamış fosillerle dolacak.
Adam 83 yaşında ve milletvekili olmaya aday! İnanılır gibi değil, bu ne hırs, bu ne gözü dönmüşlük bu ne genç düşmanlığı, ama maalesef durum bu. Birçok resmi işlemde belli yaşın üstündeki vatandaşlardan sağlık raporu istenirken, beyni sulanmış bir sürü ihtiyar, suya sabuna dokunmadan hop seçime, hop meclise...seke seke gidip ceylan derisi koltuğuna oturuyor. Emekli maaşı yetmiyor herhalde, mezara götürecekler. Bilgilerini gençlere aktarmak, gerektiğinde başvuru mercii olarak partide her zaman için rol almak işlerine nedense hiç gelmiyor, çünkü herkes kendi aklını beğeniyor. Nisan’dan beri yapılan halk hareketlerinin, eylemlerinin mimarları gençler ve kadınlar sayesinde hasbelkader seçim fırsatı ele geçirdik ama seçeceklerimiz, bize dayatılan isimler, listeler içler acısı, 84 yıllık cumhuriyetimizin en boykot edilesi seçimlerine hızla yaklaşıyoruz. Dünyanın en yoğun genç nüfusuna sahip ülkemiz yine huzurevi niteliğinde bir parlamentonun eşiğinde.
İkinci seslenişim kadınlara. Şu an utanılası seçim barajı nedeniyle meclise girme olasılığı imkansız olan partileri bir kenara bırakırsak, meşhur ve fosil partilerimiz yine en fazla %11,5 oranında kadın adayı listelere yazdılar, bunların seçilebilecek yerlere koyulanları ise bizi %5 oranında kadın milletvekili olan yeni bir meclise götürüyor, yani en ufak bir gelişme yok. Hem kadınların sırtında seçim fırsatı ele geçireceksin hem de onları yine listelerin dibine gömeceksin. Peki dibe iteklenen kadınlar niye bağımsız olarak seçime girmezler ki. Radikal eylemlerden başka yapacak bir şey yok, canım cicimlerle bu adamlara laf anlatmak mümkün değil. Biz bunları sağda solda bağırdıkça da erkek düşmanı, feminist, evde kalmış çatlak hatun sıfatları ile nitelendiriliyoruz. Kısacası dibe mi atıldın, bağımsız aday olacaksın!
Sonra yine bu 40 yıllık abone-dinozor vekillerimiz bu memlekette bir neslin yok olmasına neden oldu. Bugün yaşı 40-50 arası olan ve bir dönemin gençleri olarak nitelenen insanların önünde öyle kalın bir duvar inşa ettiler ki, bu insanlar siyasete giremedi bile, fırsat bulamadılar, ne milletvekili olabildiler, ne partiye üye. Hoş zaten bunlara 80 sonrasında, politika ile asla ilgilenmemeleri öğretilmiş ve korkutulmuşlardı ama içlerindeki azıcık cesaretli de kafasını suyun üzerine çıkaramadı bile. Şimdi aynı şeyi yaşları 30-40 arasında olan gençlere yapıyorlar, sözün özü bu sütlaçlar, iki nesil genç ve dinamik insanı modası geçmiş beyinlerine kurban ediyorlar.
Sevgili dostlar, Tanrı hepinize sabır versin, yapacak tek şey var, belki son kez gidip oy vermek, son derece sevimsiz, kirli, dejenere, aptal olan bu seçimlerde yine de üzerimize düşeni yapmak. Sonra da yazın güzelliğini yaşamak, denizi koklamak, çiçeklerimizle ilgilenmek, akşamın güzel saatlerinde yürüyüş yaparak sakinleşmek, çocuklarımızla oynamak ve onların geleceklerine hep hüzünle bakmak, kahrolmak ama hep umut etmek. Birgün herşey çok güzel olacak demek!
6 haziran 2007 /
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder