Gözümüze göğe diktik bekliyoruz, boynumuz doksan derece bükülü aylardır öylece kalakaldı. Bulutların rengine, hareketine, şekline böylesi bir gözlem hiç yapılmamıştı, bireysel manada hepimiz yağmursuzluğun gün be gün hayatımızı saran olumsuzluğuna, çaresizlik içinde yavaş yavaş teslim oluyoruz.
Susuz, yağmursuz ve üstüne fahiş sıcak içinde geçen günlerimizin beraberinde, ülkemizde akıl yolundan yıllar önce sapılmış olduğunun, yaşamın ve doğanın gerçeklerinden ne denli uzak abuk subuk insanların elinde bugünlere sürüklendiğimizin de kanıtları bir bir önümüze seriliyor.
Sorunun nedenleri geçtiğimiz bir yılda, çözümleri de önümüzdeki bir yıl için düşünülüp tartışılıyor uzun vadede yapılabilecekler konusunda kimseden ses çıkmıyor. ÇIKAMAZ çünkü bu basirete ve öngörülü bilimsel akla sahip çok azıcık insan kaldı ki onları da dinleyen yok. Konumuzla ilgili değil ama Prof.Naci Görür bile deprem hususunda dil dökmekten ve dikkat çekmekten bıktı usandı ve sonunda “ben artık pes ettim” dedi.
Ben işi iyice alaya alma niyetindeyim yapacak başka işim yok maalesef, zira bilinçli bir yurttaş olarak bugüne kadar bireysel anlamda yapılacakların hepsini yerine getirdim, sadece bekliyorum. Beklerken de rezilliği piyangodan sanki yeni çıkmış gibi ilk kez farkına varan ve şaşıran bu aymazlar takımı - sürüyü hayret içinde gülerek izliyorum. Orhan Veli’nin Dalgacı Mahmut’u oldum vesselam.
Şimdi efendim ilk sırada gelen sorun susuzlukta abdest nasıl alınacak sorunu. Günlerdir medyada tekrar tekrar dile getiriliyor bu konu. Yani susuzluk yüzünden hastaneler tehdit altında, ürünler tarlada kavrulmuş temel besin maddelerimizin rekolteleri ciddi olarak düşmüş, gelecek yıl ekmeğin fiyatı zamlanacak, tahıl ithal etmek zorunda kalacağız, döviz sıkıntısı olacak, sebze meyve sayıyla tezgahlarda, elimizi süremeyeceğiz bile, sadece zengin sofralarını şenlendirecek, sağlıksız, kirli sularla ihtiyaçlarımızı görmeye çalışacağız, hastalıklar ve hatta salgınlar burnumuzun dibinde, hiç şaka değil belki çok kısa zaman sonra Afrika’daki insanlar gibi olma tehdidiyle karşı karşıyayız, küresel ısınmadan etkilenen ilk üç ülkeden biri olmak gibi şıklar dururken milletin sorunu abdest oldu iyi mi? Yahu bu kadar abdeste namaza düşkün milletiz, elimiz ayağımız sudan çıkmıyorsa sokaklarda ter kokusundan niye yürüyemiyoruz? Koskoca devlet temsilcisi hergün değil haftada iki kere yıkanmak önerisi ile karşımıza gelebiliyorken, yahu günde beş değil üç kere namaz kılsanız olmaz mı niye diyemiyoruz ya da bir abdestle üç namaz kılacak şekilde bünyemizi niye ayarlayamıyoruz. Hadi vazgeçtim namaz abdestinden, gusul abdesti meselesini nasıl halledeceğiz peki, insan bu, nefsi zorlar, adamın canının ne zaman ne çekeceği hiç belli olmaz; şimdi boydan aşağı yıkanacak suyu bulamamak ihtimali nedeniyle ne diyeceğiz eşlerimize? Bu işten “başım ağrıyor” bahanesiyle kurtulan kadınlara gün doğdu artık “şekerim bugün banyo günümüz değil şimdi olmaz” gibi çok geçerli bir bahane daha çıktı oh ne ala. Canım bir abdestle bir aylık yapılsa olmaz mı demeyin. Tövbe tövbeeeee yahu insanı günaha böyle sokar bu aklı evveller işte.
Sonra yağmur dualarına çıkılıyor, kuraklık nedeniyle su diye Allah’a yalvarıyoruz. Yahu bu işin Allah ile ne ilgisi var. Allah’ın işi gücü yok da suyla mı uğraşıyor. Hem bu konuyu Mikail’e devretmemiş mi, ya da ben mi yanlış biliyorum. Her neyse madem suyu gönderecekti öyleyse niye kuraklığı bela etti başımıza. Demek ki sorunu çözecek olan Allah değil. Tüm suç bizde, sorunu yaratan biz insanoğlu iken hala bir şey yapmayıp Allah’tan medet umuyoruz ya pes diyorum, aklım başımdan gitmesin diye ellerimle kafamı tutuyorum. Tabi hala bu hurafelere inanıp akıl yolunu terk eden en az 40 milyon insanımız tüm bu felaketlerin nedenini çağımıza damgasını vuran yozlaşma, fuhuş, ahlaksızlık, hırsızlık, dolap dalavere, eşcinsellik, sarhoşluk vs. gibi şeylere bağlayıp da bana iyice fenalık geçirtiyorlar. Peki bu hırsız, yolsuz, dalavereci havuzunda İslami yaşam tarzının temsilcisi ve savunucusu olarak karşımıza çıkan bir alay insan niye var öyleyse? Hadi bu yüzden oldu diyelim. Yüce Allah, Cenab-ı Rabb’ül Alem’in bu zındıkları cezalandırırken sizi de cezalandırmış olmuyor mu? Siz niye ceza çekiyorsunuz o zaman? Düşünün bakalım niye, Vallahi bana göre sizler de Allah’ın yolunda değilsiniz, tıpkı itham ettiğiniz bizler gibi. Siz başınızı örtüp, karalara bürünürken, pis sakallarınızı göbeğinize uzatarak dine - imana o sahtekar yüreklerinizle sarıldıkça, biz aklın yolunu benimseyip, gerçekçi çözümler peşinde koşan, inancı yüreğinden başka hiçbir yerde taşımayıp olayın görselliğinden kaçınanlar mağdur olacaklar. Öte yandan bize göre siz bu kafada gittikçe, size göre de biz açılıp saçıldıkça, öpüşüp koklaştıkça başımız felaketten kurtulmayacak.
Ama eğer gökten bir damla su düşecekse bilin ki onlar bizim temiz yüreklerimizin, namuslu hayatlarımızın, haram geçmeyen boğazlarımızdan çıkan seslenişlerin sonucunda olacaktır o da ayrı mesele! İyi bilin.
Haydi bakalım bir yandan duaya devam, öte taraftan suları kirletmeye, ormanları yakmaya, su havzalarını insanlarla doldurmaya devam. Yolunuz açık olsun. Allah abdestsiz yaşamak zorunda bırakmasın bizi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder