Birgün böyle bir yazı yazacağımı söyleseler asla inanmazdım, hatta bırakın yazmayı böyle bir konu için iki üç cümle etrafında konuşarak zaman harcamak ve çene yormak bana saçma dahi gelebilirdi. Büyük laf etmişim buyurun yazıyorum.
Sonunda bilimkurgu filmlerde izlediğimiz robotların esiri olmuşuz da haberimiz yokmuş. Robotların, akıllı makinelerin, bilgisayarların, kontrol ekipmanlarının kısacası kendi ürettiğimiz ve yaşamımızı kolaylaştırdığına kendimizi inandırdığımız ne var ne yok tüm cihazlara tutsak olmuş, onlara bağımlı hale gelmişiz. Onlar olmadan elimizi, ne eli-parmağımızı oynatamıyoruz. Sağda solda kendimizi paraladığımız, yok tarımda bağımlıyız, yok sanayide sömürülüyoruz, yok sermaye dışarı kaçıyor vs. gibi konuların sıraları çok gerilere düşmüştür, bunlar geyik muhabbeti; biz evimize soktuğumuz, masamıza yerleştirdiğimiz anda bir bilgisayar tutsağıyız. O tutsaklık bizim tüm kaynaklarımızı sömüren düzenin ilk adımı, temeli. Nasıl mı anladım?
Efendim bendeniz naçizane bir mühendisim. Hem de elektronik mühendisi denenlerden, okul hayatımla beraber bu cihazlarla birlikteliğim 22 yılı buluyor. Çalışma hayatım süresince de hep onlarla beraberdim, paramı birlikte kazandık. Tüm bunlara rağmen çalışma yaşamıma son verdiğim 2006 yılı sonuna dek evime bilgisayar almadım (biliyordum böyle olacağını, direndim, DİRENDİM! Bir dinozor gibi), şirketimin olanaklarını da eve taşımadım. İş yerimden çıktığım an bağlantım kopuyordu, eh pek de memnundum, ancak; çalışma yaşamıma son verince eve almak Allah’ın emri oldu. İşte o gün bittiğim gündür! Bu şerefsiz alet eroin gibi tek seferde sizi bitiriyor. Geçtiğimiz on gün dizüstü bilgisayarımın anakartı yandığı için dünyadan koptum. Meğer yaşamıyormuşum; ne elektronik postalarımdan haberim var, ne hergün göz attığım ya da eş zamanlı olarak haber aldığım gazete ve haber sitelerine bağlantım kalmış, ne msn. kullanabiliyorum, internet yolu ile ulaşabileceğim bir sürü şeye erişimim yok, sinemalardan habersizim, adresleri sorgulayamıyorum, banka işlemlerin durdu, imdat imdat durumlardayım. Bu kötü günler memleketimizin de kriz zamanlarına rastlayınca olayın vehameti iki kat arttı, cumhurbaşkanı seçilecek de haberimiz olmayacak demiyorum tabii ama gerçekten krizi takip açısından da epey gereksinim duydum ben bu alete. Ortamdaki içler acısı komedi, toplumumuzun az gelişmişlikten hiç gelişmemişliğe olan dönüşümünün en güzel kanıtlarını hatta kalarak (online) izleyememek, o sırada etrafımdakilerle çoklu iletişime geçip tartışamamış olmak epeyce üzücüydü. Neyse konumuz memleketimiz ve üzerindeki oyunlar değil.
Sonra mubarek pilli radyo değil ki evine gelip fişi takınca hayata bıraktığın yerden devam edesin, yeniden kurulumunu yapmak, yedekleme CD.lerini tekrardan kopyalamak, bütün belgelerini oluşturmak, cihazın ayarlarını yapmak tam iki gün sürdü. Kısacası bugünden sonra her akşam yatarken “Allahım ne olur bilgisayarımı koru” diye dua edeceğim.
Geçmiş ve geçmişin güzelliği ya da özelliği hakkında sürekli ahkam kesen Ben, son yaşadıklarım yüzünden kendimle çelişsem de bu özel durumu hayatımın iç cebine atarak yine diyeceğim ki; telgrafın tık tıkladığı günlerde haberleşmeyi becerip vatanı kurtaranlar, herbiri iki ayda ya da altı ayda yerine ulaşan mektuplara gül kokulu satırlar sıralayarak aşklarını destanlaştıranlar, tarihe geçenler, buluşma noktalarına bu ilkel usullerle başarıyla ulaşabilenler! Sizler önünde yerlere kadar eğiliyorum, önünüzde paspas oluyorum, biz mi modernleştik, biz mi teknoloji ile dünyayı baştan kurduk! Pöh... pöh.... PÖH.
5 mayıs 2007 / zs
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder