Ankara ve İstanbul’da (olası) su kısıtlamasına gidildiği bu son günlerde kuraklık, dünyanın gittikçe ısındığı, kutuplara yakın memleketlerin 50 yıla kadar yüksek prim yapacağı, günümüzün yeryüzü cennetlerinin çöle dönüşeceği haberleri yağmur gibi yağıyor. Aslında bu konularla çok yakından ilgili olduğumdan ben yıllardır herşeyi farkındayım ama en popülist medyada dahi yer alması, en gırgır haber programlarına dahi konu edilmesi açısından olayın halk tabanına böylesine inmiş olmasından pek memnunum. Hoş bu saatten sonra artık mevlam kayıra saldım çayıra ama ne yapalım, zararın neresinden dönülse kardır. İşi magazine döktüğümüze göre rahatlayabiliriz. Yani musluktan akan su kesilip kirlenince milletin aklı başına gelir gibi oldu, uzun vadede yine bir şey düşünen yok, tıpkı bir paket makarna verip de kandırdığımız gibi milletin suyunu akıtın akabinde yine kimsenin umurunda olmaz herşey unutulur gider.
Neyse hep aynı tantana okuyucu da bıktı o yüzden farklı bir boyuta dikkatinizi çekeceğim.
Son zamanlarda, sırf beton yığınlarını inşa etmek için orman yakan pislikler işiniz bitti : O yaktığınız yerlere yaptıklarınız 2050 yılında beş para etmeyecek. İçecek su dahi bulamayacaksınız ki nerede kaldı çimlerinizi sulayabilesiniz. Çim deyince de aklıma geldi, Türk’ten olma özenti İngiliz taklitleri; golf de oynayamayacaksınız, oh olsun. Ülke hatta ülkemizin yer aldığı kuşak güneyinden itibaren çölleşip kurumaya başladı en geç 2050 de olay bitiyor; çimen, ağaç, çiçek böcek yok! Çukurova kuruyacak, pamuk Karadenizde yetişmeye başlayacakmış, İnce Memet yok artık yüzü güneş yanığı İnce Temel’ler edebiyat dünyamıza girişe hazırlanıyor, az kaldı sadece 40 yıl! Dünyanın bir numarası iken fındık da yetişmeyecekmiş memleketimizde, olsun ne yapalım, biz de pamuk çekirdeği çıtlatırız. Ve bendenizi çok yakından ilgilendiren konu: Hamsi yok oluyor, hamsi yok olursa benim de yaşamama gerek kalmaz, tam zamanında yaşama katılmışız hani 1968 değil de 1988 de doğsaydım hamsisiz en az 20 yıl geçirmek zorunda kalacaktım ki; eyvah da eyvah. Bu benim için ölüm demek. İşte tarım alanlarımızın, gıda depolarımızın hızla küçülüşü ve faydasız çöllere dönüşmesi sonucu yaklaşan felaket.
Gediz, Menderes deltaları yok olacaklarmış, düşünebiliyor musunuz haritalarda o yemyeşil gösterilen bereketli ovalar da 40 yıla kadar yeryüzünden silinecekler. Bu dünyadaki en güzel şeyler; zeytin, incir, üzüm tarihe karışıyor ülkemizde. Olsun varsın ne yapalım, yabancılar Türkiye’de arsa üretimini hazır ol’da bekliyorlar, ARSA ÜRETMEK ne demek bileniniz var mı? Kısacası tarım, orman ne türlü alan varsa yok edip kurutup köreltip inşaata hazır hale getirmek oluyor. Oh olsun tarlalarını villacılara peşkeş çekenlere, işiniz bitti işte, açlıktan gebereceksiniz, o milyon dolarlara satılsın diye inşa ettirdiğiniz kaşanelerin duvarlarını yiyin, taş olsun otursun midenize. Ah siz elleri kırılası kibrit çakanlar, siz aslında iplere layıksınız ama insan olduğumuzdan sizi de insan kabul ettiğimizden ileri gidemiyoruz. Alın size işte; ormanlarımızın jet hızıyla küçülüşü, yanmış, kavrulmuş işe yaramaz toprakların büyümesi, yaşanacak alanların daralıp yokoluşu.
Nasrettin Hoca şenlikleri Akşehir Gölü’nde yapılamadı bu yıl, çünkü göl ortada yoktu, Akşehir Gölü artık yok, bomboş işe yaramaz bir toprak parçası halinde duruyor orada. Tuz Gölü de yarıya inmiş, İstanbul’un gölleri ise su kullanımına göre hergün şekil değiştiriyor. Bizden gizleniyor ama nehirlerimizde inanılmaz ölçüde cılızlaşmış vaziyette ya da suları zehirli, kısacası su kaynaklarımızı, nehir ve göllerimizin haritası da değişti. 40 yıla kadar 100 milyon olacağız ya. O 100 milyon, su peşinde koşturup durun oh olsun size; sorumsuz, cahil, sonradan görme, şımarıklar arabalarını hergün yıkasın, bahçelerini sulasın diye bizim çocuklarımız, torunlarımız su diye birbirinin kanını içecek, yakındır sadece 40 yıl kaldı.
Öte yandan hala savaşların nerede can alacağı, kimin canına kıyılacağı konusunda bir türlü anlaşamayanların çizdikleri haritalar, küçülen ülkeler, arsa boyutuna inen devletler mahalle bazında algılanmaya başlanan ve bir türlü küçülüp yok olmayan ırkçılık. Eloğlu almış kalemi eline çizip karalayıp duruyor. Dünyanın sonu geldi siz hala anlaşamadınız, hergün yeni bir versiyon, hergün yeni çizgiler. Ne kıymetliymiş ortadoğunun, güney afrikanın, uzakdoğunun, Bodrum yarımadasının toprakları, kimsenin gözü doymadı. Ama size de oh olsun, sizlere kalan da kurumuş, çölleşmiş, üzerinde ot bitmeyen topraklar olacak, elinize aldığınızda insan bile olmayacak belki de oralarda. Parayla döşeyin her yerini o toprakların, zamklayıp para yapıştırın zeminlere. Bakalım para size ne olarak geri dönecek, dünyayı kemiren yok eden açgözlü manyaklar, işiniz bitti, doğa öcünü alacak sizden, işte sonunuz geldi, sular yükselecek, dünya ısınacak, tatlısu bitecek, tek buğday tanesine tapacaksınız, kaynaklar yetmeyecek; siz o zaman petrol içersiniz, kağıt paraları yersiniz, en modern gereçlerinizi kullanmayıp sadece seyredersiniz, golf sopalarınızla havayı döversiniz. Tebrikler.
ağustos 2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder