Hüzün... hüznü saklamak sözcüklerde, yüreğinde, kılığında, yüzünde... zor olsa gerek.
Bazen düşünüyorum da ne şanssız bir coğrafyanın çocuklarıyız diye içimden geçiriyorum, bu coğrafya ki; içeridekileri köpek dişleri ile parça parça etmek üzere zincirlerinden kurtulmayı bekleyen, insan demeye dilimin varmadığı siyasi düzenbazlar ve onların sivri tırnaklı, pençeleri yırtık piyonları ile çevrili vahşet dünyası, her yan ateş hattı, ortalık yanıp kavruluyor, kan ve nefret kokusu midenizi bulandırıp yüreğinizi buruyor. Bu dünyada herkes gibi yaşamak hakkı olan ama yaşayamayan, ölen, parçalanan binlerce insan, çocuk her an gözünüzün önünde. Kendi kişisel sorunlarınıza bir de ülkenizin ve çok yakınındakilerin sorunları ekleniyor, duyarsız kalabilmek imkansız, sağınızdaki ya da solunuzdakine üzülmekten, acımaktan, haksızlıklara öfkelenmekten ruhunuz üşüyor, kararıyor, ister istemez “mutsuzluk” olmasa da bir şekilde hüznün egemenliği altına giriyor ve bunu dışa vuruyorsunuz. Yüzünüz kasılıyor bazen elleriniz uyuşuyor, öfkeyle doluyorsunuz, sinirle soluyorsunuz ister istemez.
Hüzün... zor hüznü saklamak, hissettirmemek, taşımak onu omuzlarda... zor olsa gerek.
Düşünüyorum bazen, ne şanssız bir şehrin çocuklarıyız diye. Kesinlikle nedenlerini eleştiremeyeceğimiz, çaresizliğin sonucu kendini buraya atmış milyonlarca umuda yolculuk insanının yığıldığı, dünyanın en kalabalık, sadece kalabalık olmaktan başka özelliği kalmamış bir şehrinde yaşamaya devam ediyoruz. Sokaklarında şiddet, vahşet, gasp, kavga, serseri kurşunların kol gezdiği bir şehir bizimkisi; bir yanında zenginliklerin göğe ışık hızıyla yükseldiği, diğer yanında yoksulluğun yerden fışkırıp sokaklara taştığı bir zıtlıklar kenti. Güzellikleri müthiş aslında ama sırtınızda taşıdığınız o hüzün var ya, işte o bu güzellikleri görmenize sisli bir perde ile engel oluyor. İnadına sevmek istiyorsunuz, inadına güzel görmek ama; tinerci çocuklar, mendil satan minicikler, hastane kapılarındaki garibanlar, kenar mahallerde soğuktan donanlar, yollardaki çamurlar, tenekelerle korumaya alınmış gecekondular, minicik tezgahında nazar boncukları satan ihtiyarlar, evleri olmayanlar, alkolikler, çaresiz engelliler – işte onlar izin vermiyor size.
Hüzün... izlemek, tanık olmak, öylece bakakalmak hüzne zor, çok zor olsa gerek.
Ne zavallı bir kuşağa aidim ben. Sabahları otururken penceremin önünde, geçen arabalara bakıyorum. Çocuklar görüyorum servis araçlarında taşınan, hepsi uykulu, uzaklardaki okullarına isteksizce gitmeye zorlanmış, daha şimdiden yüzleri sararmış, solgun. Yıllığı 15 bin, 18 bin YTL.lik okullara giderken mutsuz çocuklar görüyor, masadan omuzlarım çökmüş kalkıyor çay koyuyorum, sonra bakıyorum tekrar dışarı, bizim evin önündeki yokuşu camekanlı arabasını nefes nefese iterek çıkan zayıf simitçiyi görüyorum, O zavallı ki ancak simit satabiliyor, nefes nefese, soğukta, yağmurda, Temmuz sıcağında. Öyle gariban ki, her sabah ondan simit almaya çabalıyor buna zorunlu hissediyorum kendimi, tıpkı mendilci miniciklerden mendil satın almak zorunda hissettiğim gibi. Kahvaltım yarım kalıyor, boğazımda düğümleniyor; simitçiyi değil, diğerlerini düşünüyorum. Bu devlet nice gencini böyle sokaklarda boş dolaştırıyor, gelecekleri olmayan bir sürü genci de peşinden getiriyor, o kadar güçsüz kalıyorum ki bunları gördükçe, kendi sefilliğim ile yüreğim daralıyor, işte o sırada bir el uzanıyor bana, para istiyor, ekmek diyor.
Hüzün... insanlara anlatmak, bağırmak, güldürmek hüznü öyle zor ki, çok zor olsa gerek.
İşte bu zorluk; soluksuz bırakıyor beni, azınlıkta olmanın, farkında olmanın, fark eden azınlığın içinde yer almanın hüznünü taşımak öyle, öyle zor ki... kamburlaşıyorum, saçlarım beyazlıyor, alnım kırışıyor, gözlerim bir noktaya takılı kalıyor, sağırlaşıyorum çoğu zaman, belediye otobüsüne biniyor, izliyorum yüzleri, gözlerim doluyor, gözlüğümü takıyorum. Çok zor oluyor gizlemek, bastırmak. Çığlık çığlık bağırmak istiyorum artık, adalet için, eşitlik için, tokluk için, barış - sevgi için, mutluluk için... çığlık çığlık bağırmak - haykırmak mutlu ve sade yaşamak için....
15 mayıs 2007 / zs
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder