O kadar zor mu?
Kısa bir yazı olacak bu, öyle olmasını umduğum. Konumun kaynağı çok derin ama o kadar gereksiz bir derinlikte ki, biraz da benim kaçık fikirlerimden biri olarak size aktaracağımdan kısa kesmeyi uygun görüyorum.
Toplumbilim (sosyoloji) biraz meraklılarının bildiği üzere “düşünsel anlamda toplumsal evrimi” basitçe şöyle açıklar: Tarım toplumlarının yönetim ideolojisi Teokrasi yani dine dayalı devlet yönetimi; din devletidir. Toplumlar dinlerine göre sınıflanmış ve devletleşmişlerdir, bu olgudan feodalite güzel beslenmiş belli sınıflar dincilerle ittifak ederek ve dini kullanarak geniş halk kitlelerini sömürmüş, eziyet etmiş, süründürmüştür. Yüzyıllar süren bu süreçte din-mezhep eksenli olarak insanlar bölünmüş birbirine kırdırılmıştır.
Endüstri Devrimi ile beraber insan ayrımlaşması milliyet temeline dayanmış, kısacası endüstri devriminin ideolojisi milliyetçilik olmuş dibinde bu ırkçılığa kadar uzanarak rayından çıkmış yaklaşık 200-250 yıldır da bu ideoloji uğruna insanlar birbirine kırdırılıp durmaktadır. Sonra da soyu kurutulan kitlelerin hesabı bugünlerde sorulmaya çalışılmaktadır, sanki hesap soranlar sütten çıkmış ak kaşık gibi.
Günümüz İletişim Çağıdır, yani Bilişim Devrimi sürecini yaşıyoruz, geçişe tanık olan hem şanslı hem de şanssız bir kuşağız. Söylenene göre Bilişim Çağının ideolojisi Demokrasi (sosyalizm ile tatlandırılmış demokrasi) olmasına rağmen geçişi sindiremeyen ve her yöne giden kitlelerin yönsüzlüğü, Kapitalistlerin ve Emperyalistlerin ellerindeki büyük güçleri de kullanması nedeniyle güncel ideolojimiz her telden çalmaya başlamıştır. Rengarenk bir durum söz konusudur, dinler işin içinde, hatta mezheplere kadar olay indirgenmiş haldedir, milliyetçilik zaten ya sabır tam azmış durumdadır. Hem milliyeti hem dini sentezleyerek saçma sapan bir blok yaratan ayrı bir kesim vardır ki Allah muhafaza aman aman öyle böyle tam çorba durum. Öte yandan kendini dünya vatandaşı sayan ve yukarıdaki tüm kavramlara köpek maması muhabbeti çeken iddiasız, pasif olan bir sınıf daha vardır ki, zavallı gibi algılanan ve bu dünyada sadece topyekun mutlu yaşamak isteyen, ahlakı erdem sayan, dürüst olmaktan başka şeye çaba göstermeyen, insanları dinleri, ırkları, boyları bosları açısından incelemeyen bu “insan” grubu - işte bu naif insan grubu, benim de tarafında yer aldığım, özlemini çektiğim dünyada yaşamayı hak eden insanlar olabilirler.
Bakınız insanları ayırmak çok kolay, bu bağlamda bölmek daha da kolay. Hiç düşündünüz mü birgün sarışınlar “Biz azınlığız, sarışınlık tükeniyor, ırkımızı koruyalım” diye ayaklanırlarsa ne yaparız? Ya da mavi gözlüler, “bu dünya ikiye ayrılır mavi gözlüler ve olmayanlar; göz rengi mavi olmayanlar yeryüzünden silinmeli” derlerse. Daha da çıldıralım, uzun ve kısa boylular olarak bölelim insanları düşürelim birbirine, valla kısa boylular alttan çalışırlarsa uzunların canına okuyabilirler maazallah. Kan Gruplarını da düşünebiliriz, 0/RH+ ciler ve AB/RH+ liler, vallahi süper olur nefis bir gruplaşma, nasılsa birbirlerine de ihtiyaçları yok bunların. Konu böyle uzar gider, gülmeye başladınız eminim çünkü epeyce saçmaladım.
Peki sizce yukarıdaki saçmalığın günümüzde milliyetler ya da dincilik anlamında birbirini yiyenlerinkinden ne farkı var? Sırp, Alman, Boşnak, Laz, Çerkez, Manav olmanın ya da Yahudi, İbrani, Sünni, Alevi, Ortodoks olmanın uzun boylu veya ela gözlü olmaktan ne farkı var. “Yoooooooooooo o başka” demeyin. Başka falan değil. Arada hiç fark yok, sizler ırkçılığın her türlüsüne (sokakta dilenci görüp tiksinmek de bir ırkçılık belirtisidir!) paçanızı kaptırmış, şartlanmış ve insan olma erdeminin bu yollardan geçmediğini farkında olmayanlar. Çok iyi düşünün, hem de çok çok iyi düşünün. O kadar boş ve saçma şeyler uğruna kendinizi harcıyor, yüreğinizi kin ve öfke ile dolduruyor ve öylesine boş yere kaynaklarınızı tüketiyorsunuz ki, ben de sizin yüzünüzden dünyayı ikiye bölmek zorunda kalıyorum. Beyni olanlar ve BEYİNSİZLER.... diye !?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder