Kafamı feci şekilde taktım dostlar. Aslında çocukluğumdan beri feci takığımdır bu konuya ama, aradaki mesafe aşılamaz boyuta vardığından, dibi olmayan, gittikçe derinleşen uçurumun iki yakasındaki insan dağılımının eşitsizliği tanımlamaz boyuta ulaştığından artık tam takmış vaziyetteyim. Midem bulanıyor, tiksiniyorum. İnsan duyarsızlığının böylesi artmasından, duygusal vahşileşmeden, aldırmazlıktan, acımasızlıktan tiksiniyorum.
Sokaklarda yürürken izlediğim insanların haline bakıyorum, bir model tip yaratıldı, herkes aynı sanki, savaş yıldızının Saylonları gibi oldu millet. Kıyafetler aynı, saçlar aynı, ağız yüz, gözlükler aynı. Yaratılan modele uygun olmak asli görev olmuş, bu uğurda paralar harcanıyor, sağlıklar tehlikeye atılıyor, üstelik ortada bırakın bir insana bir karıncaya bile yararı dokunacak bir aktivite de yok. Boşa geçen zaman, boşa harcanan kaynaklar. Silkinelim ve biraz kendimize gelelim
Gazetelere bakıyorum, abuk sabuk birkaç köşeyi tutmuş hep aynı insanlar, hepimizin beğenilerine yön veriyorlar, kokoreç yemek günah, mercimek çorbası istemek banallik, kemalpaşa tatlısı menüde yok mu diye sormak magandalık olmuş onlara göre, hemen hemen hergün, boğazdaki bir balık lokantasının adını dahi telaffuz edemediğimiz ve ne olduğunu anlamadığımız yemeklerini övmekle ya da çok nadide semtlerimizde haftasonu sabahlarında kahvaltı yapacağımız yerleri anlatmakla mürekkep harcıyorlar; o kahvaltılarda illaki müsli, kuruvasan, kuşburnu reçeli yenecek. Üstelik buralarda fiyatlar bir uygun bir uygun efendim; 70, 80 bilemedin 100YTL adam başı hesap ödeyerek kalkıyorsunuz. Pöh bedava. Silkinelim ve biraz kendimize gelelim
Alışveriş merkezlerinde dolaşıyorum, son 2-3 yıldır o kadar çok yabancı menşeyli firma ayakkabı, tekstil, deri, bebek malzemesi, ilaç (gençlik iksirleri) ve benzeri mağazalarla istila etmişler ki ne alacağınızı şaşırıyorsunuz. Basit bir ayakkabı almak için çıktığınızda başınız dönüyor, şekline anlam veremediğiniz mükemmel tasarım diye size yutturulmaya çalışılan bir ton para ödeyeceğiniz ve belki sadece bu sezon giyebileceğiniz şeyler burnunuza sokuluyor. Yıllardır belime tam gelen yün kumaştan klasik bir siyah pantolon bulamadım; hoş bulamadım da ne oldu aradığıma belki kavuşabilirim diye belki beş belki yedi tane siyah pantolonum oldu. Bataklıkta debelenmek, debelendikçe de batmak gibi bir süreç işliyor. Bir bakıyorum ortalama bir ailenin haftalık ya da aylık yiyecek parasını bu gereksizliklere dökmüş çıkmışım farkında olmadan. Silkinelim ve biraz kendimize gelelim.
Sayısız araba, keyif için yakılan benzinler, fincanına 10, 15 YTL verilen çaylar kahveler, ülkemizin dövizlerini sahiplerine geri verdiren diyet ürünler, çaputlar, çullar, kozmetikler... Hakikaten biraz daha silkinelim ve kendimize gelelim
Peki hiç düşünüyor muyuz dostlar, biz hovardaca harcarken bunun bedelini kim ödüyor?
Dünyanın kaynağı belli, uzaydan dünyaya akan bir şey yok. Para da belli. Düz matematik, ilkokulda bile rahatlıkla hesaplayabilirdik bunu, eşit paylaşılmazsa bir bütün, bir taraf fazla alırken diğer tarafın payı azalır. Gayet basit. Eşitlik olmazsa, birinin tükettiğinin bedelini diğeri az tüketerek öder. Peki eşitsizlik uçurum gibi yarılmalar şeklinde olursa ne olur, kimi akşam 100YTL ye karnını şişirirken en az dört aile o akşam aç yatar. Sadece aç mı yatar? Tabi ki hayır, sağlığı da bozulur, tedavi olamaz, rahatlık, refah ve savurganlık içinde yaşayana imrenir, düşmanlaşmaya başlar, sevgisi yok olur, sevecek bir şey bulamaz, kendinden bile nefret eder. Bir taraf tatmin olamamanın sapıklığı içinde manyaklaşır, diğeri sahip olmamanın, yettirememenin girdabında mücadele ederken insanlığını yitirmeye başlar. Saymakla ve yazmakla bitmez bunlar konuyu özel olarak açacağım başka yazılarıma saklamak suretiyle kapatıyorum ve son paragrafımı yazıyorum:
Bu dünyada 18 milyar Amerikan Doları ile tüm açlar doyabiliyorken bu paraya tek başına sahip olan birçok insan da varken ve biz aynı dünyada yaşıyorken, ne bu savaşlar biter, ne de yüzyıllar arasındaki büyük fark sona erer. Milattan önce neysek şimdi de oyuz, dünyayı yöneten tekelleşmiş servetlerdir, biz karıncalar ise farkında olmadan düzene uymakla meşgul ediliriz. Makul olalım, kendimize gelelim, çevremize bakalım, birlikte yaşadığımız toplumun fertlerini görelim, gözlemleyelim, halka karışalım...
24 nisan 2007 / ZS
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder