Ortalama insan ömrüne değer biçilen yarıömrü geçirdiğim şu yıllarda küçük bir çözümleme yapmam gerektiğini düşündüm, bugüne kadar neler yaşadım, önemi var mıydı, hayat bana ne kadar tat verdi? Bunları bir masaya yatırmalı ve saptalamalarda bulunmalıydım. Epeyce düşündüm gerçekten hayatım boyunca mutlu olduğum o kadar az an vardı ki sonunda çok mutlu olmadığımı, mutsuz bir yaşamım olduğu sonucuna eriştim... mutlu saydığım anlar da kimilerinin gülerek karşılayacağı kadar küçük şeylerdi. Ne yazık ki ben ancak bu kadar mutlu olabilmiştim, bu kadarcıktı benim mutluluklarım.
Öte yandan belki de gerçekten mutlu olabilmiş tek insandım, mutlu olduğunu hissettiğim bir liste oluşturabiliyordum, kimbilir birçok insan bu kadarcık bile saptama yapamıyordur... eğer öyleyse ben dünyanın en mutlu insanlarından biriydim.
Önce mutlulukları altalta dizmeli sonra da mutsuz anları, hangisi galip gelirse sonucu ona göre tekrar düşünmeli. Hadi öyleyse;
4 ya da 5 yaşındaydım: iki tekerlikli bisikletimin alındığı gün. Bordo renkli ve peuguoet markalı idi, ithal bisiklet. O zamanlar bisan-hüdaverdiler alınırdı bu yaşlardaki çocuklara ama ben uzun boylu olduğum için biraz daha büyük olan bu bisiklet tercih edilmişti... yıl 1973 olmalı 150 lira diye hatırlıyorum. Hala o gün beni mutlu etmeye devam ediyor
11 yaşındaydım: Barbi bebeğimin geldiği gün. Kasım ayıydı, doğumgünümde, o yıllar Kurban Bayramı Kasım’a rastlıyordu. Mutluluktan gece uyuyamadım... 1979 olmalı Barbi Türkiye’de yok ve Almanya’dan akrabalara getirtilirdi. Hala o gün beni mutlu etmeye devam ediyor
12 ya da 13 yaşındaydım: Radyo-teyp aldığımız gün. Artık FM dinleyip istediğim ve sevdiğim şarkıları kasetlere kaydedebilecektim. Uçtum havalara sevinçten. Bu olay şimdi beni sadece güldürüyor.
21 yaşındayım : Bitirme Ödevi sınavından 95 alarak çıktığım 16 Ekim 1989 günü, öğlen saatleri. Artık Üniversite mezunuydum ve tam 4 yıl hiçbir şekilde sevemediğim okulumdan ayrılma icazetini almıştım. O güne tapıyorum hala... Bir daha İTÜ’ye diplomamı aldığım 1995 yılının Ocak ayında gidecektim.
22 yaşındaydım: Uzun süren (tam 5 yıl) şişmanlığımın 1990 yılının Temmuz ayında 13 kilo vermiş olarak sona erdiği balıketi olduğum gün. Kendimi Türkiye güzeli gibi hissediyordum. Herşey çok güzel olacaktı. Yanıldığımı anlamam yıllar sonrasına rastladı.
25 yaşındaydım: Geceyarısı garip bir şekilde uyandığım gün. Yattığımda ortalık sakindi ama gece yarısı ya da sabaha karşı kafamda pembe bulutlar altında uyandım. 1993 yılı yazı idi ya da belki yazsonu. Sabaha kadar da uyuyamadım. Hala emin değilim ama sanırım aşıktım. Hala o gün beni mutlu etmeye devam ediyor. Aşk mı? Bence devam etmiyor çünkü teorik olarak imkansız.
29 yaşındaydım: O yıl BEKSAV’da devam ettiğim resim kursunda yaptığımız çalışmaların sergilendiği kapanış günü, yıl 1996 veya 1997 olmalı... resimlerimi çerçevelenmiş olarak duvarda görünce çok mutlu oldum. Sanki hepsi yüzüme doğru ışık saçıyordu. Hala o gün beni mutlu etmeye devam ediyor
30 yaşındaydım: İlk yurtdışına çıkışım ve Viyana’ya ayak bastığım gün. En mutlu olduğum anlardan biriydi ve şehir de Viyana olunca herşey kurgulanmış gibi hayatıma girdi. 1998 yılı Nisan ayı... Hala o gün beni mutlu etmeye devam ediyor.
36 yaşındaydım: 2004 yılının yazındaydık, iş için Almanya’ya gideceğimi öğrendiğim gün çok mutlu olmuştum. Hatta bu olayın gıyabında bir de yaz tatilimi Rodos’ta yaptığım o beş gün hayatımdaki en güzel anlardır. İşte hala o gün beni mutlu etmeye devam ediyor, niye mutlu ediyor hiç bilmiyorum, nedense çok sevinmiştim....
38 yaşındaydım: 2006 yılının Mart ayındayız, aniden ev almaya karar verdiğim 4 Mart günü mutluluktan uçuyordum. O hafta içinde tüm işlerimlerimi tamamlayıp evimi aldım. Hayatta yapacaklarıma ait hedeflerim gerçekleşmiş bitmişti, artık rahattım, kafamın bu kadar boş ve rahat olduğunu hissettiğim anlar çok azdır.
Mutsuz olduğum zamanları listelemekten ise caydım; düşündükçe çok fazla şey karşıma dikildi, gerildim... vazgeçtim...
İlk yarı-ömür kısaca böyledir, bazı mutluluk anları arasına yılların girdiğini görüyorum. Boşa geçmiş demek ki o yıllar; acaba herkesin böyle midir? Ben hiç evlenmedim, eşiğinden döndüm ama bu eşik dönemlerinde bile mutluluktan ayaklarım kesilmemiştir, öyleyse evlenmek öyle çok mutlu olunan bir olay değildir... anne de olmadım, annelik en mutlu olunan anlardan biridir diye işitirim, gerçekten öyle midir? Anneme bakıyorum, kendisine ne gibi mutluluk verdiğimizi hala çözemediğime göre burada da eksik birşeyler var. Sağlık için söylenenler dünya tarihine geçmiştir, şükür sağlığımı kaybetmedim, o nedenle tadını bilmiyorum ama süreklilik arz eden konuların mutluluk kriteri olacağını düşünmüyorum, bunların ortadan kalktığı anlık durumlar mutsuzluğun kriteri olabilir ancak.
Nedir bu işin formülü peki... yanıtı ikinci yarıda aramayı tercih ederken şimdiye kadar ki deneyimim için diyorum ki; mutluluk yaşadığım an’dır.
İlk beş kiloyu kaybettikten sonra koca bir külah dondurmayı yalarken aldığın lezzet, yıllar sonra çocukluk arkadaşına sokakta rastlamak, güneşin batışı ve gece inmeden önceki alacakaranlıktaki yalnızlık, buzlu bir duble rakıdan ilk yudumu aldığın an ki keyif, sevdiğin şarkı, atlayan yunuslar, Kadıköy çarşısındaki balıkçılar, dalından meyve yemek, meşe ağaçlarının gölgesi, karnı tok çocuklar, kulağındaki küpe, parmağındaki yüzük, balkonundaki yavru kumru, bir konser bileti, iğde ağaçlarının kokusu, yol boyunca ıhlamurlar, bir kutu badem ezmesi ... bu kadarcıktır, basittir ve aslında mutluluk başka birşey değildir, yorulmaya hiç mi hiç gerek yok...
20 Haziran 2006
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder