Dün bir bugün iki
Soluksuzum, deli gibi iş yapıyorum ama sonuç bir pire kadar
bile değil. Hiç iş bitmiyor, her şey beni bekliyor, sürekli elektrik idaresi,
telefon-telekom, kablotv merkezlerinde koşturuyorum, oradan çıkıp buraya
gidiyorum, doğalgaz falan derken aklım başımdan iyice gitti. Tam 48 saattir,
çok sevdiğim ve sık kullandığım baharatın kavanozuna bakıp adını hatırlamaya
çalışıyorum, düşün, düşün, düşün ve sonunda evet BİBERİYE! Onu bile unutmuş bu kafam.
Dün bir bugün iki
Sabahın çok erken saatlerinde genç bir çocuk görüyorum
penceremden. Pecmürde bir hal içinde, tamamen dağılmış ama çok çok genç. Bu yaşta nasıl
dağıtmış düşünüyorum. Doğuştan gelen bir delilik halidir alkolizm ve bu da maalesef öyle ama! Uzak durduğumuz o güzel insanlardan.
Dün bir bugün iki
Sokaklarda koştururken güzergahım illaki Yoğurtçu Parkı’ndan
geçiyor. Mecburum parkın yanından yürümeye. Parkı sınırlayan 40cm.lik duvar ile
ulu ağaçların arasında görüyorum onları. Benim genç de orada. Sabah kahvaltısı
bir kutu Efes EXTRA. Kim bilir kaçıncı şişe. Yerde battaniye ve yastık,
örtüler, kartonlar, plastik şişelerde sular. Tabureden masa yapmışlar
kendilerine, oturmuş içiyor ve sohbet ediyorlar. Az ileride ise banka yerleşmiş
bir diğeri. Bembeyaz ama hiç dökülmemiş saçları, yanık yüzü ile ufka bakan orta
yaşlı ve hala yakışıklı bir adam. Üzerinde deri bir mont ve kirli sırtını güneşe
vermiş. Sabahı seyrediyor ve öyle sıradan bir güne başlıyor.
Dün bir bugün iki
Belki de daha güzel onlarınki. Bir hayvan gibi yaşıyorlar,
tek kıyafet, bir döşek, su, sigara ve içkileri. Hep olmamız gerektiği gibi.
Azıcık ama dünyalar kadar çok her şeyleri. Unutmayayım hemen yazayım mutlaka ellerinde
gazeteleri; önce okuyor sonra kullanıyorlar. Açıkçası çok da rahatlar. Onları
zora sokacak olan kışın soğuğudur. Ki durun bakalım ne yapacaklar?
Dün bir bugün iki
Yine buldum kendime bir beyinsel işgal konusu. İlk işim her saniye
evde ıskartaya çıkan giysileri parktaki o insanlara sunmak olacak. Paketleyecek
ve orada edindiğim bir ağaca asacağım. Dilencilere asla vermediğim paralarımla
onlara içki alıp bir kenara bırakacağım, lazım olduğunda gelip alsınlar diye. Güzel
insanlar. Bizim yapamadığımızı onlar yapıyorlar, hepsini seviyorum
Dün biiiiiiiiiiiir, bugün ikiiiiiiiiiiiii
Onlar, ev'sizler, belki siz, belki biz, hiç ummayız ama belki
burnunun dibindeyiz. Parkın evsizleri… şehrimizin renkleri

Sevgili Zeynep,
YanıtlaSilÇocukken, yanından sandal kiraladığımız, şimdi de, vasıtayla hızla geçtiğimiz Yoğurtçu Parkı'nın yanından yürüyerek geçmeyi hiç düşünmemiştim. Gözlemlerin ve yazdıkların hoşuma gitti, ilk fırsatta ben de yürüyerek geçeceğim Yoğurtçu Parkı'ndan. Bu arada, güle güle oturun, iyi günler olsun. Sevgilerimle... Cenan Torunoğlu