Hep ifade ederim ki; en sevdiğim mevsim Sonbahardır. Bu yüzden de her yıl çok iyi gözlem yapar, güzel anları ve görüntüleri belleğime kaydederim. Geçmiş yıllarda yaşanmış mevsim özellikleri hep aklımdadır. İşte bu nedenle diyorum ki; 2009 yılı İstanbul’da yaşanan sonbahar için bu yüzyıla damgasına vuracaktır. Ömrümün en güzelini yaşıyorum.
Pastırma sıcakları denen süreç çoktan geldi de geçiyor bile, hatta ortada kuruyacak pastırma kalmadığı gibi ayvalar da çoktan toplanıp depolardaki yerlerini aldılar. Üzümün esamesi yok, zeytinler yağ oldu, selelerde arzı endam ediyorlar ama görünen o ki, bizim sonbahar sanki Ekim’in ilk haftasındaymışçasına tüm gücüyle devam ediyor. Sanırım bu yıl yakamı bırakmayacak.
Tabii bu üstün başarı beni sokaklardan kendimi almama engel oluyor, her gün korudaki yürüyüşlerime, çevremdeki birçok yere yaya gitme, denizi, ağaçları, parkları ve güneşin ışığını sürekli izleme gibi etkinlikleri de eklememe yol açıyor. Ve o anlarda düşünüyorum. Ve içim öyle buruluyor ki. Ben, sarı, yeşil, kırmızı ve pembenin elli tonunu hayranlıkla seyrederken kapalı ortamlarda, kısacık günün ışıklı anlarını dünyayı görmeden geçirenler aklıma geliyor. Ya sabahın sisinde havayı koklamışlardır ya da şansları yardım ederse hafta sonunda bir iki yaprak, çimen görmüşlerdir. O tatlı renk geçişleri, kaldırımlarda sessizliğin içinde yürürken başınıza sağanak halinde yağan yaprakların görüntüsü, havadaki rutubetin yaydığı küf, odun ve toprak kokusunun mükemmelliği. Bunları görmek, hissetmek şu günlerde kimlere nasip oluyor? Kendimi çok şanslı buluyorum.
Bir de nedense sonbaharı melankolik bulanlar vardır. İnsanı hüzünlendirir, ölümü hatırlatır, doğa ölür, yapraklar savrulur toprağa karışır derler hep. Ben bu insanların hatalı olduğunu düşünürüm. Sonbaharda doğa ölmez, aksine en güzel renklerini sunar bize. Yazın kuruyan otlar canlanır, her yer yeniden yemyeşil oluverir. Karayosunları toprak üzerinde ya da beton duvarlarda pıtrak pıtrak biter. Palmiyeler çiçek açar bembeyaz. Güller tekrar tomurcuklanır, kasımpatılar rengarenk donatırlar her yanı. İnsan kendini çok daha canlı ve dingin hisseder baharın aksine. İlkbahar gençlik gibi tecrübesiz ve tatsızdır, sonbahar ise ukala ve baldan tatlıdır. Tüm bunları alt alta dizince derim ki; sonbaharı acı ve hüzünlü bulanlar ya hayatlarında hiç acı ve dert yaşamamışlardır ya da gerçekten renkleri algılama yetenekleri gelişmemiştir, keyfin ne olduğunu gerçekten bilmemektedirler. Çitlembik ağaçlarının sarkan dalları üzerindeki kara boncukları avuçlarınıza doldurun bir kere. Atın ağzınıza teker teker, bal tadını hissedin. Defnelerin yapraklarına el sürün ve koklayın parmaklarınızı. Uçsuz bucaksız yürüyün ağaçlar altında. Gözleriniz sarı, yeşil, turuncu baksın dünyaya ve üzerinize yağan yapraklardan omuzlarınızı kavuşturup, yakanızı kaldırarak kaçmaya çalışın. Gülümseyerek yapın bunu. Gülün ve mevsimin havasını ciğerleriniz patlayana kadar soluyun. Doğduğunuza ve hala yaşadığınıza sevinin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder