Düzeysizlik, yozluk, terbiyesizlik, çirkinlik... ne derseniz deyin. Magazin bir toplum olduk, en ciddi konularda dahi magazinsellikten asla vazgeçmiyoruz. Seçimlerimiz magazin, siyasetimiz magazin, savaşımız magazin, gazetelerimiz magazin, üniversitelerimiz magazin. Bu magazinsellikten öyle ayarımız bozuldu ki ağzımızı açtık mı bir çuval inciri berbat edecek, şuursuz söylemlerimizle tarihe geçecek kayıtlar yaratıyoruz.
Sn. Bülent Ersoy; kendi düşüncesini hiçbir sansüre maruz kalmadan (doğal bir şekilde ve canlı yayında) pat diye söyleyiverdi. Genel havası itibariyle savaş karşıtı bir söylem olarak nitelendirilmesine rağmen bence o an içinden gelenleri söyledi ve sözlerinin birincil içeriği, insan ölümlerine karşı olması, birilerinin oyunu, tezgahı yüzünden daha fazla kan akmamasını dillendirme boyutundaydı. Ruhunun tepkisiydi, model haline gelmiş söylemlerin etkisi altında olmayıp kimsenin de kuklası değildi. Bu sözlerden komplo teorileri üretmek, kişinin siyasi duruşunu analiz etmek, binlerce yorum yapmak çok yersiz. Hele ki o yorumlardaki düzeysizliği bu topluma sunmak en büyük densizlik ve terbiyesizlik ki benim üzerine eğilmek istediğim konu da bu.
Sn.Bülent Ersoy ülkemizde ve hatta komşu ülkelerde dahi sevilen, sanatı konusunda olumsuz yorum yapılamayacak derecede başarılı bir insan. Klasik Türk Sanat Müziğine gönül vermiş, en üst düzey ağır eserleri gayet iyi şekilde icra eden halka mal olmuş biri. Kendine özgün tarzı, sahneyi bir gösteri platformu olarak algıladığından hazırladığı özel kıyafetleri, ağır makyajı, uslübü ile değişik bir yorumcu. Yıllar önce cinsel tercihini kadınlardan yana kullanmış ve öncesinde askerlik de yapmış bir yurttaşımız. Askerliğin ne demek olduğunu gayet iyi biliyor. Bütün bunlar olduğuna göre kendisi bu toplumun bireyi olarak fikrini söyleyemez mi? Daha fazla can ölmesin, kan dökülmesin diyemez mi? Bence der... der ve iyi de eder. Hele ki bütün bu olayların bir oyun sonucu olduğunu pekala söyler ki; bunu bu ülkede iki adamdan biri söylüyor zaten. Kendisi gösteri dünyasından geldiği, cinsel tercihleri nedeniyle farklı bir insan olduğu için bunu söylemeye hakkı yok mudur. Kaldı ki haftası dolmadan bizim ordu pat diye Kuzey Irak’tan çıkıp geliverdi. Kimse ne olduğunu niye bittiğini ve hatta niye gidildiğini bilmiyor. O arada gündem öyle meşgul edildi ki; aradan bazı şeyler sıyrılıp geçti. Anayasa-türban desteği değişikliği, BELPA skandalı, Enerji Dağıtım ruhsat ihaleleri, Tekel-tütün olayı, Amasra’da nükleer santral kurulumu, İstanbul Boğazı’na üçüncü köprü ve köylülerden gasp edilen hektarlarca arazi... hepsi tamam. Biz evimizde mehmetçiği magazin şablonunda izlerken bütün bunlar geçti gitti, ruhumuz duymadı. Bir tek Fenerbahçe’nin ve Galatasaray’ın sürpriz yenilgilerini duyduk, ilgilendik o kadar. Gerisi hayal gibi aradan tüydü gitti. Gel de Bülent Ersoy’un saptamasına onay verme. “Bir oyun uğruna yarab ne güneşler batıyor” deme!
Bu arada Sn.Bülent Ersoy cepheleşmeler de yarattı. Bir kesim kendisine çok kızdı; kızgınlığını dillendirmesi ise son derece amiyane sözlerle yapıldı. Çiğlik ve maskaralık işte burada iyice belirginleşiyor ve utanıyorum: AKP milletvekilleri kendisi için “O’nun kadar cesaretli olsaydık biryerlerimizi kestirirdik” deyiverdi. Irkçılığın bu boyutuna ilk kez tanık olmuyoruz. Kendinden yana duranlar ise ayrı alem. “Kimse Bülent Ersoy kadar bile olamadı” deyiverdi. Yani memnuniyetlerini Sn.Ersoy’u aşağılayarak belirtiyorlar. Bu da işin ilginç olan diğer kısmı. Bülent Ersoy BİLE olamamak. Bile... Bile... Yani Bülent Ersoy bir hilkat garibesi, beyinsiz, yüreği olmayan, düşünce üretemeyen bir zavallı, alay edilmesi, dışlanması, iteklenmesi gereken biri ve o bile bu konuda kendileri gibi düşündü. Ne mutlu onlara. Ama ne diyebilirim ki adam belli bir bölge kültürünün esiri, yöresi ve töresi böyle, değişemez ki.
Açıkçası bu ülkede yorum yapabilmek için izinli olacaksın. Eğer özel yaşantın toplumun kabullerinden farklı ise yapamazsın. Senin hakkın yok konuşmaya. İllaki bilmem ne kanalının ok değerli yorumcusu olacaksın, ya da çok önemli herşeyi bilen gazetecisi olacaksın, errrrkek olacaksın, asker olacaksın... ya da 1922 yılında bıraktığımız yere döndüğümüzü sanan aklıevvellerden olacaksın.
Biz bu tartışmalara bu düzeylerde devam ettiğimiz sürece, ne demokrat olabiliriz ne özgürlükçü, ne milliyetçi olabiliriz ve hatta ne de militarist. Karşı olduğumuz görüşlerle fikir mücadelesi yapamayıp, terbiyesizlik ve hakaret boyutunda kaldığımız sürece vah ki vah. Vah benim güzel ülkem VAH.
zs – 5 mart 2008
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder