Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








29 Şubat 2012 Çarşamba

Güzel ve Çirkin... (21 nisan 2009)

Günlerdir izlediğim ve her defasında boğazıma yumruk yumruk hıçkırıkların biriktiği bir kayıttan söz edeceğim. Birçoğunuz televizyonda ya da internette izlediniz, gazetelerde hakkında yazılanları okudunuz. Britanya’nın yeteneği olarak sunulan ve tüm dünyayı kendine hayran bırakan Susan Boyle’dan söz etmek istiyorum. Günümüzün masal kahramanı İskoç ev kadınından. Her şeye rağmen bir kadın olan o tatlı insandan. Bana bir insanın, sesiyle bulutlara karışabileceğini gösterdi.

O’nunkisi, hep birlikte tanık olduğumuz gerçek bir masal ve her masal gibi yüklü dersler çıkarılabilecek bir yaşam öyküsü. Bana vereceğiniz şans her şeyi değiştirebilir diyebilecek denli umutlu. Haklı bir umut çünkü destekleyen çok güçlü bir gerçeği var. Yıllarca İngiltere’nin efsaneleşmiş müzikallerinde baş solist olarak performanslarını sergilemiş Elaine Paige ile yarışacak kadar muhteşem bir sese sahip ve söylemek için yetenek, yürek ve cesaret isteyen zor bir şarkıyı nefes alır gibi basitçe icra edebiliyor.

Yeteneği anlaşılana kadar da tamamen dış görünüşü ile yargılanan, alaylara maruz kalan, deyim yerindeyse yerden yere vurulan bir zavallı olarak görülüyor. Acımasız İNSANLIK kendisine Kıllı Melek diyebilecek denli zalim, vahşi ve çağdışı. Cinsiyet ayrımcılığı en üst düzeyde, neredeyse çirkin olmaktan hüküm giyecek. Güzellik ve Çirkinlik kavramları karşısında düşülen ırkçı tuzaklar, dünyanın en gelişmiş toplumu olarak gördüklerimizde bile ne yazık ki hala yeni avlar yakalayabiliyor. Bir insan çirkin ise; ki neye göre çirkin bu ayrı tartışma konusu, aptaldır, konuşamaz, gülemez, gezemez, giyinemez, makyaj yapamaz, şarkı söyleyemez, evlenemez, çocuk doğuramaz, annelik edemez. Çirkinler hep kötüdür, yüzlerine bakılmaz, iğrenilir onlardan, uğursuzdurlar. En önemlisi çirkinler esmer ve siyahtırlar. Beyazlık ve sarışınlık ise iyilik ve güzellikle özdeşleştirilmiştir. Şu aptal “Yüzüklerin Efendisi” serisinin özünde de bu ırkçı detay vardır, bu şartlanma bilinçleri yapılandırır. Dikkat edin, okuduklarınızda ve izlediklerinizde bu ince detayları kaçırmayın, bir şeylerin peşinden hayranlıkla koşarken daha sorgulayıcı olun! Konumuza dönecek olursak, çirkin yaşlı kız Susan, seçici kurul tarafından ince alaylara alınarak arenaya sürülüp, yüzlerce insanın önünde pençelerin saldırısına terk edilerek yarışmaya alınıyor, sadece rezil edilip eğlenmek için sahneye atılıyor ama 10 saniye sonra, önce oradakileri daha sonrasında ise dünyayı alt ediyor.

Seçtiği şarkı durumunu güzel tanımlıyor – Bir Hayal Kurdum – diyor. Kurduğu hayal bu şarkıyla gerçekleşiyor. Yarı engelli olarak yaşama merhaba diyen, yıllarca hasta ve yaşlı annesine bakmak zorunda kalan, basit köy yaşamından hiç kopmamış, kıllı, şişman, beyazlaşmış bakımsız saçları olan Susan benim gözümde ilahlaşıyor. Dersimi pek güzel alıyorum.

Yaşamlarımız basit olmalı, basitliklerden mutluluklar süzerek devam edebilmeli.

Dış görünüşümüzle çok uğraşmamalı, uğraşsak bile bazı durumlarda bunu dert etmemeli.

Hayal kurmalı, kurduğumuz hayallerin peşinden koşabilmeli.

Yaşamımızı kısıtlayan ve bizi dar çerçeveler içinde hapseden unsurlar nedeniyle mutsuz olmamalı. Kurtulmak elimizden gelmeyebilir, mecbur kalmışızdır ancak bir gün engeller ortadan kalktığında hiçbir şey için geç olmadığını düşünmeli.

Ömrümüzün her anında her şeye sıfırdan başlayabileceğimizi unutmamalı ve bu enerjiyi içimizde saklı tutmalı.

Gözlerimizi bazı şeyler için kör etmeli, bir insanın doğuştan getirdiği ve doğanın ona bahşettiği görünümü nedeniyle saçma sapan ithamlarda bulunmamalı.

Daima umudumuz olmalı, UMUT etmekten yılmamalı.

Susan Boyle, estetik ameliyatlarla garipleşmiş suratlarıyla dolaşan, kaşı, ağzı, burnu sağa sola kaymış birçok kadından çok daha güzel... üstelik bir de şahane bir sesi var. Ne kadar isterdim ben de O’nun gibi söyleyebilmek, sesimin üstüne binerek göklere yükselmek... bundan daha tapılası bir güzellik olabilir mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder