Çelişkilerimiz çekilir gibi değil. Öyle çelişir ve çakışır hale geldi ki herşey, anlamak mümkün değil. Mesela “Ben sana siz diyorum da sen niye bana sen diyorsun” cümlesi bunu mükemmel açıklıyor. Allah razı olsun Sayın Başbakanımız bazen o kadar güzel örnekler sergiliyor ki derdimizi anlatmak için kanıt aramak zorunda kalmıyoruz. Son günlerde telaffuz edilen ve epeyce de tartışılan bu cümleye bayılıyorum; bu cümle bir ışık, bu cümle bir eser!
Bir başka örnek! AB parlamentosunda sağcı ve milliyetçiler tarihinin en güçlü dönemini yaşıyorlar, solcu ve sosyalistlerin Avrupa mozaiğinden silinmekte olduğu gerçeğine tanık oluyoruz. Milliyetçi ve sağcı iktidarları büyük heyecanlarla başımızdan eksik etmeyen Biz; Türkiye vatandaşları, üzüntüden çöküyoruz, yazılı ve görsel basın felaket senaryoları sergiliyor. AB’ye bakarken sosyalist, içeri dönünce dinci-faşist. Hani hem kadınız hem erkeğiz gibi bir şey. Nemenem şey? Bilinmez. Hiç değilse hak ve özgürlükler, eşit yaşam konusunda kendimizden başkasına hak ve özgürlük tanımasak da ne olduğundan haberdarız, eh bu da içimizi rahatlatıyor.
Dinimize sıkı sıkıya sarıldık, başı açık telli duvaklı ve saçları omuzlarında gelin olmuş analarımızın örtülü kızları ve genç anneleriyiz. Mini eteklerimizi giymeye devam ediyoruz ama altında taytlarımızla! Daracık ceketlerimiz, yüksek ökçeli, taşlı, yaldızlı kunduralarımızla salınırken, ipek eşarplarımız rüzgarda dalgalanıyor, boyalı gözlerimizle Mısır prenseslerini aratmıyoruz. Ah o gözlerle felfecir okumaya devam ediyor ve iyi de yapıyoruz.
Memleketimizin en fakir bölgesi olarak ilan edilmiş, yıllardır fırsat eşitsizliği, baskı ve ikinci sınıf bırakılmışlığından yakınan kısmında, yine memleketimizin en pahalı ve gösterişli düğünlerini yapıyoruz; binlerce lira havalarda uçuyor, kilolarca altın gelinleri yere yığıyor, havaya on fakirin ekmeği olacak pahada mermiyi sıkıyoruz. Zenginlik kardeşliği halkasında birleşmiş beyler zevklerini sürdürmede hayret edilesi işbirliğini devam ettirirken seyirci olmayı tercih ediyoruz, çünkü bazen silahları bize çevrilebiliyor ve korkuyoruz.
Binlerce örneği televizyon ve gazetelerde verilen, üstleri başları arandığında her yerlerinden para fışkıran, banka hesapları olan dilencilere para vermeye devam ediyoruz. Biliyoruz paramızın heba olduğunu, biliyoruz karşımızdakinin düzenbaz olduğunu ama yine de sadaka veriyoruz. Ben üniversite öğrencisiyken Kadıköy iskelesi civarında dilenen kadın hala orada, tam 24 yıl oldu!!! Biz us’lanmaz oldukça O ne yapsın - işini görmeye devam ediyor.
Avrupa Birliğine girmek istiyoruz. Avrupa ülkelerinde serbest dolaşmak, Avrupalı kadınlarla evlenmek istiyoruz. Bize ikinci sınıf insan muamelesi yapılmasın, ayrımcılık olmasın diyoruz. Öte yandan kendi ülkemizde yabancıları istemiyoruz, nüfusumuzun %70’i yabancı kökenli komşu istemiyor, Rum, Ermeni ya da Yahudi kökenli Anadolu insanlarına tahammül edemiyoruz. Bizden uzak olsunlar diyoruz. İş kendi yamacımıza gelip dayandığında “o zaman başkaaaaaaaaaa” diyerek iyice saçmalıyoruz. İyi de peki BİZ kimiz?
El alemin karısına kızına yan bakıyor, bacısını taciz ediyoruz. Kendi karımız, kızımız, kardeşimiz olunca elimizi kana buluyoruz.
Evimizi temizliyor halımızı sokağa silkeliyoruz, umumi tuvaletleri bir daha kullanılamayacak hale getirip bırakıyor, abdest alıyor ama buram buram ter kokuyoruz. Hepimiz temiziz ama nedense ülkemiz pis mi pis.
Kime sorsak oy vermediğini söylüyor ama 7 yıldır aynı iktidarla yönetiliyoruz.
Çelişkilerimizle başımız dönüyor, döndükçe daha beter çelişiyoruz. Kadınlarımız kadın namusunun tayin edicisi normların savunucusu oluyor, bazen erkeklerimiz onları savunmak zorunda kalıyor. Elin dinci yazarı 14 yaşındaki kıza ilişiyor ama 70’lik bohem delikanlılar 20 yaşındaki kızlarla göğsünü gere gere yaşayabiliyor, o bar senin bu gece klubü benim geziyor bir de sırıtarak resim çektirebiliyor. Bilinçaltı sübyanlar için çoktan gerekeni yapmış ki ilk fırsatta işi bitiriyoruz ama eleştiri noktasında mangalda kül bırakmıyoruz.
Ve en komiği zayıf olmak ama sürekli yemek yemek istiyoruz.
Çelişiyoruz, çelişiyoruz, çelişiyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder