Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








12 Şubat 2012 Pazar

Moda’nın da modası geçiyor galiba. (25 haziran 2008)

Bir ara nereden aklıma takıldıysa derin düşüncelere daldım. Nelerin rüzgarına kapılıp da zamanlar yitirmişiz diye. İnanılmaz sonuçlarla yüzleştim. Hayretler içinde kaldım.
Tarihe şöyle bir göz gezdirdiğimizde, giysilerin, renklerin, saçların, evlerin, müziğin değiştiğini, moda akımlarından etkilendiğini fark edebiliriz. Genelde görsel ve işitsel etkisi olan ve güzel sanatlarla direkt ya da dolaylı yoldan ilgisi olan birçok nesne, unsur vs. yaratıcılığın da tamamlamasıyla değişip yenilenerek ortaya çıkıyor ve kısaca moda dediğimiz akımın çerçevesinde bir şekilde biz de ayak uyduruyoruz. Kaçınılmaz olunca değişim; mücadeleye de gerek duymadan kendimizi ellerine bırakıyoruz. Hoşumuza da gidiyor, değişiklik ruhumuzda yenileşmeyi de beraberinde getiriyor. Peki herşeyde moda olur mu?
Çok düşünmeyin, günümüzde artık oluyor.
Artık, dilin, dinin, yerin, yurdun, sporun, yemeğin, aşkın, sevginin, ahlakın bile modası var.
Nasıl mı?
Buyrun okuyun:
Bir zamanlar Adnan Hoca’cılık diye birşey vardı. Ben üniversite yıllarındayken ortalığı kasıp kavurmuş, cihanda ne kadar güzel kız ve yakışıklı oğlan varsa bu parlak nur yüzlü adamcağıza kul köle olmuş, yakayı kaptıran ailelerinden olmuş, kaptırmayanlar da ellerine düşeceğiz diye panik halinde okulunu zar zor bitirmişti. Ne mi oldu modası geçti, şimdi Fettullahçılar ve Türbancılar var. Şimdi moda onlar. Tıpkı Evangelistlerin moda olması, birbirine gittikçe benzeyen yeni bir din formatına devinerek yepyeni bir dini inancın insanlık tarafından benimsenmeye başlaması modası gibi.
Yine bir zamanlar Turgut Özal Bey ve onun millete dayattığı iş yapış tarzları moda olmuştu. İhale kazanmak, yurtdışından gelmek ve O’nun prensi olmak modaydı. Bu prensler ülkenin en stratejik köşelerine yerleşmiş hepsi yıllar itibariyle karıştıkları hile, üçkağıt ve düzenbazlıkla yargılanmış, geldikleri gibi gitmişlerdi. Ama ahlakımız yerle bir olmuştu bir kere. İşte o günden beri, işini bilmek, rüşvet almak, fırsatçılık, moda olmuş, takdir edilesi işler listesinde yerini almıştır. Moda olan Adnan Kahveci’ler ya da Engin Civan veya Selim Edes’lerin yerini şimdi devletle iş yapan ve gündemden düşmeyen onlarca isim almıştır. Ilımlı İslam modeline uygun işadamı tipleri moda olmuştur. Bu arada ılımlı islam da modadır, rahibe kıyafetleriyle şekil bulmuş acayip birşeydir ya neyse. Tıpkı siyasette, Mustafa Sarıgül’lerin, Kemal Derviş’lerin moda olması gibi. Ne şiş yansın ne kebap yansın diye dolaşan, sürekli kriz oldu olacak başlıklarıyla ağzı yüreklerinde bir toplum yaratan bu siyasetçiler de günümüzde artık moda.
Bir dönem sosyalizm ya da sosyal demokrasiden feyz almış yönetim biçimleri moda iken günümüzün, ırkçı-faşit akımlara geri dönüş yapıp sürekli bu söylemlerle oy toplayan hükümetleri de yeni moda olmuştur (Bakınız: İtalya, Almanya, Fransa, Avusturya ve hatta İsveç falan). En komiği de yukarıda anlatmaya çalıştığım moda akımlarına tutulan Tony Blair’li 12 yıl geçiren İngiltere’yi örnek verebiliriz. İşçi Partili Toni, Katolik olup ruhani işlere daldı, adam neredeyse tarikat kurup kendini peygamber ilan edecek. Demek tarikat kurmak ve cemaatleşmek acayip moda durumda.
Sonra duygularda da moda.lar var. Sevmek ve aşık olmak modasını yitirdi. Yok böyle birşey, herkes seviyor, aşık oluyor ama sadece son noktayı ne zaman ve nerede ve en önemlisi kaç paraya koyacağının hesabını aklından bir türlü çıkaramıyor. Bir zamanlar birbirini görmeden sevmek moda iken şimdi yıllarboyu birarada olup bir türlü birbirlerini sevemeyen çiftler moda, bir türlü sevemiyor bunlar birbirlerini. Düz mantık yok – “aşık oldum ve seni seviyorum ve bu kadar basit” - tümcesi kurulamıyor. Niye? Niçin? Çıkarın ne? gibisinden şüphecilik feci moda.
Sevgililerin de modası var.
Kimi yıllar genç ve güzel Rus Hanım’ları sevgili olarak pek moda iken şimdi tecavüze uğrayan ya da seks kasetleri piyasaya sürülmüş hanımlardan sevgili seçmek pek moda. Yine bir dönem kendinden 20 yaş küçükten yukarı hiçbir kızı yanına yaklaştırmayan kurt erkekler modası varken, günümüzde moda olan, en az on yaş genç çıtır oğlan bulan olgun hanımlar. Daha düne kadar ortalık sütkızlarla fing atan erkeklerle doluyken bugün birden ibre olgun hanımlara dönüverdi. 50.sinde süper kadınlar ve gözdeleri gılmanlar. 30’dan fazlasına para yok. Allah mubarek etsin, iyi moda.
Kat kat kesilmiş hepsi hep aynı renk olan saçlar moda, erkekler kız gibi güzel onlarda makyaj moda. Cinsiyetsizlik moda, artık her cins her demden makas almalı mantığı hakim, az kaldı etek de giyecekler.  Gazeteciler de pek moda. Can Dündar, Ayşe Arman, Ayşe Özyılmazel moda, açıkoturumlar moda ve oralarda konuşan hep aynı insanları dinlemek moda. Arena moda, NEDEN moda, Siyaset Meydanı moda. Pazar günleri Şeffaf Oda moda. Nükhet Duru’nun kadın programı, çiftleri birbiriyle kavgaya tutuşturan Asuman Dabak moda. Ben erkeklerin kitabını yazdım diye tv.lerde kanal koşturan hanımefendiler moda. LOST moda, 24 moda ve dahi sevmenin bir meziyet olarak algılandığı Avrupa Yakası moda.
En yaygın moda tarihimizle hesaplaşma modası. Geçmişle hesaplaşmaktan geleceğe dair bir hesap yapma gayretine girmemek en moda. Atatürk’ün yaptığı herşeye kusur bulmak ve küfür etmek moda. Yaşadığımız ülkenin topraklarına sahip çıkmaktan men edilmek, çevreyi sevmek, ormanları temiz tutmaya çabalamak, şehirleri ve tarihi korumak en nefret edilesi işler olarak moda. Açıksözlülük adı altında terbiyesizlik moda.
Çocuklarımızın en bilinmeyen virüslere olan hassasiyetlerini ortaya çıkartıp, son moda özel sağlık sigortaları kapsamında hastane hastane dolaştırmak ve ilaç bombardımanına tutmak moda. Biz de çocuktuk bir zamanlar,  bu acayip hassasiyetlerimiz yoktu, ateşlenir yatar, uyur, bir de aspirin alır turp gibi kalkardık. Şimdi bakteriyologların günlerce laboratuar incelemeleri sonucu ne menem bir insanlık üstü yaratık doğurmuşuz edasıyla dolaşan anneler modası var ya. İşte bu rezilliğe esir olmak moda. Tüp bebekler moda, biri kız biri erkek – bunu da nasıl ayarlıyorsa doktorlar - valla hoş bir moda. Çok şükür analara-babalara evlatsız kalmadı, ikiz çocuklarla taçlandılar – arada faydalı şeyler de oluyor ama tanık olduğum birşey var ki şaştım. Çocuğu olabildiği halde bu farklı cinsiyetlerde birden fazla bebeğe tek celsede sahip olmak isteyen eşler bilerek tüp bebek yaparlarmış, şimdi artık bu da moda. Sancı çekmesinler diye 24-25 yaşında gencecik kızların sezaryenle doğum yapması da uzun yıllardır moda. Kesilip beş dakikada doğurmak varken saatlerce sancılar içinde doğurana zavallı diye bakılıyor ve “ne banal monşer” diye muamele ediliyor, çıldırmak işten değil ve bu da moda.
Dudakları yere kadar sarkıtmak, botoksla alınları duvara çarpmış gibi şişirmek, çenelerinden itibaren suratları atık dolu torba gibi aşağılara uzatmak 40 yaş üstü kadınlarda pek moda.
Tatiller de modaya uyuyor, oturduğumuz semtler de. Güney Amerika, Uzakdoğu ve Hint Okyanusu’na gitmek bir dönem çok revaçta iken şimdi rotalar değişti. Daha bilinmeyen yerlere gidiyor insanlar. Bağdat Caddesi’nde, Levent’te, Üsküdar’da oturmak moda iken, önce Zekeriyaköy, Uskumruköy sonrasında da Kemerburgaz, Taşdelen, Cihangir, Galatasaray moda oldu. Bakalım nereye kadar. Salonlarda düğün yapılmıyor artık, absurd yerlerde, yurtdışında evlenmek moda, ya da kır düğünlerini sever olduk son yıllarda. Bence çok iyi fikir, bir de davul-zurna ve at eşliğinde yapalım ki bu düğünleri eski geleneklerin modasını biz başlatalım. Gümüş kırma işlemeli al örtü ile başını bağlayan eli kınalı gelinlerimiz moda olsun. Kim en sıradışı şekilde evlenecek, haydi bre, hobbaaaa... ve moda. 
Bu böyle sürer gider, bakalım daha ne kadar oyalanıp uyutulacağız bu modalarla. Telekulak moda, muhtıra moda, asker moda... AB’den tokatlanmak ve bundan zevk almak moda, yurdumuzu milletimizi el oğullarına şikayet edip yerden yere vurmak moda... Kasıkta pantolon giymek, iççamaşırını göstermek moda...  Şimdilerde İtalyanca, İspanyolca ve Rumca moda. Dilkurslarında son moda -  bu moda.
Tek yol MODA... bu moda pekbir MODA.
Biz mi? Modanın yüzkarası pislikler olarak biz de ayrı Moda’yız valla.
25 Haziran  2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder