Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








13 Şubat 2012 Pazartesi

Ne şanssız bir nesiliz.. (9 ekim 2008)

Ne şanssız bir nesiliz biz hem de ne şanssız. Babalarımız gibi II.Dünya Savaşı’na denk gelip de karneli ekmeğe talim etmedik. Dut yaprağı yiyip üzümle çay içmedik. AMA açız hem de feci açız.

İstanbul’dan Ankara’ya bir günde gitmiyoruz 50 yıl öncesindeki gibi. AMA şimdi giderken ölüyoruz, sağ varabilmemiz mucize, yollarda biçiliyoruz.

Okullarımız var sürüyle, üniversitelerimiz var iki adım ötemizde. AMA bilim insanlarımız çıkmıyor artık. Ondalıklı sayıları çarpamayıp, tek bir edebiyat klasiğini bilmiyoruz.

İşimize gittiğimiz servisler var, plazalar var göklerboyu, pırıl pırıl masalarımız, şık koltuklarımız, telefonlarımız ve çeşit çeşit takım elbiselerimiz.  AMA işsiziz. Çalışsak bile her an işsiz kalabiliriz.

Paramız var belki bankada, gayrimenkulde, menkulde. Mutlaka yapmışız yatırımlar. Eskiler gibi babadan kalma evde değiliz ya da kira ödemiyoruz. AMA bir gecede paramız pul olup, evlerimiz değerinin yarısına inebiliyor ve hatta evsiz kalabiliyoruz.

Ne şanssız bir nesiliz biz. İsyan edesim geliyor niye bu kadar mutsuz ve zavallı olmaya mahkum ediliyoruz?

40 yıl öncesindeki gibi köylerimiz kalmadı genelde bir şekilde elektrik, suya kavuştu onlar. AMA köylülerimiz yok artık. Bomboş kerpiç evler yıkılmak üzere, terk edilen edilene.

Öğrencilerimiz pısırık, sindirilmiş, ana-babalar umutsuz ve düşünceli. Gençlerimiz geleceksiz, köylümüz aşsız, işsiz ve hatta yurtsuz. Anne olmayı dahi isteyemiyoruz, vazgeçiyoruz.

Ormanlarımız var ağaçsız, ırmaklarımız var susuz, göllerimiz kuru, topraklarımız zehirli, üçtarafımızdaki denizlerimiz balıksız, yosunsuz, dipsiz.

Aşıklarımız var ama EŞSİZ. Yahu canımızın istediği gibi evlenemiyoruz bile; biz ne şanssız bir nesiliz.

Bütün felaketler bizim nesli vurdu. Bıktık artık, ekonomik buhranlardan 5 Nisan, 21 Şubat’lardan. Bıktık artık suni savaşlardan vurulan askerlerin acısını çekmekten, göçmek zorunda kalan köy insanlarının çaresizliğini izlemekten. Bıktık artık yangınlardan, kuraklıktan. Babaların cinnetlerinden, çocukların ağlamasından, ABD seçimlerinden, muhafazakarlardan, dincilerden, dinimize imanımıza karışıp hakkımızda karar verenlerden. Bıktık toprağımıza el uzatanlardan, Papalardan, medyanın dayattığı suratlardan. İçeriksiz gazetelerden, televizyon programlarından, ukala emeklilerden, futbol yorumcularından, banknotlardan ve şans oyunlarından.

En önemlisi ölümlerden bıktık; doğal olmayan ölümlerden, bu neslin yakalandığı ölmelerden bıktık. Böyle olmamalıydı, bu yüzyıla böyle başlamamalıydık. Yavrularımıza böyle bırakmamalıydık ama çaresiz kaldık. Çok şanssız, seçeneksiz ve gerçekten zavallı bir nesiliz. Bizim kahramanlarımız olmayacak, efsanelerimiz anlatılmayacak, yazarlarımız şairlerimiz çıkamayacak, aşk hikayelerimiz yazılmayacak, bize türküler yakılmayacak.

Ne yazık – ne şanssız ve ne bahtsız.

Düşünelim biraz ne yapabiliriz? Mutlaka birşeyler olmalı bir yerlerde, umut olmalı, bulmalıyız... çözüm neredesin, bizi bırakma. Umut insanı olmayı unutmayalım ey dünya. Kaçıp gitme, bizi ne olur terk etme.

ZS-8 ekim 2008


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder