Hepiniz anımsayacaksınız! Televizyonda haberlerde izlemiş, internette veya gazetelerde okumuşsunuzdur. Mevsimin ilk eriğinin 90 TL kilo fiyatıyla satışa çıktığı haberlerini duymayan olduğunu sanmıyorum. Bu arada yazımın zamana hizmet etmesini sağlamak için olayın göreceliliğini pekiştirmek açısından şu detayı da vereyim ki; bu erik denen, ağırlıklı olarak tuzla yenen, Papaz ya da Can cinsi en mükemmeli olan meyve, mevsiminde 2-3 TL gibi bir fiyatla satılır, yine belirteyim ki ben bu yazıyı kaleme aldığım yıllarda 300 gr.lık bir ekmek 40 kuruştur, yani 0,4 TL. İşte zamanın birinde bu yazıyı okursanız karşılaştırmayı pek güzel yapabilirsiniz. Oysa şimdi dile getireceğim konu bambaşka!
Benim çocukluğum Yarımca’da geçti. Babamın görevi nedeniyle 4 yaşımdayken gittiğim Yarımca’dan Liseyi bitirdiğimde ayrıldım. Bu zaman dilimi Yarımca’nın beldelikten ilçeliğe deviniminin canlı canlı yaşandığı süredir. Yarımca; dünya sınıflamasında “1” numara olarak nitelendirilen kirazların yetiştiği topraklardır. Ancak; sanayileşme ve köy-kentler yaratma siyasetinin ilk mağdurlarından ve hatta kurbanlarından olup şu an itibariyle meyve konusunda tarihe gömülmüş zavallı bir yerdir. 1970’li yıllarda öyle bugün olduğu gibi çevreciler, dünya dostları, doğal üretim militanları, iklim eylemcileri, Yeşiller falan olmadığından ya da etkileri bugünkü düzeyde bulunmadığından; mahkemelere intikal etmiş bir durdurma faaliyeti, eylem, gösteri gibi sivil refleksler yaşanmadığından, kirazları ve kirazın kardeşi erikleri yok olmuş, günümüzde sadece birkaç evin bahçesinde yaşamlarına devam edebilmektedirler. İşte bu bahçeler, biz ailecek Yarımca’da yaşarken dört yanımızı sarmaktaydı. Bugün 100 metrekaresi bulunabilse müze haline getirilebilir, günümüzün ve 10 yıl sonrasının kuşaklarına gezdirilebilir. O derece muhteşem o derece cennettendi. Her neyse konumuza geri dönelim.
Dört yanı kiraz bağları ile çevrili bu cennet beldede biz çocuklar için Bahar mevsimi erik ağaçlarının çiçeklenmesi ile başlardı. Kirazların arasındaki tek tük ağaçlar Şubat’ta tomurcuklanır ve havalar iyi giderse Şubat sonuna pıtrak pıtrak çiçeklerini açar, ardından yeşile dönen dalları ile içimize renk ve neşe katardı. Kiraz eriğin kardeşidir, ardından bembeyaz yoğun çiçekleri ile gelin gibi donanan kirazlar devreye girdiğinde bizim erikler, işi meyve safhasına getirmiş olurlardı. Bu kısa bilgiyi niye verdiğime gelince, yaşamın bu dönemini benimle paylaşmış canımdan çok sevdiğim arkadaşlarım da bilirler ki; “Biz Erikleri Henüz Çiçek İken” yemeye başlardık. Meyvelerin ilk taslakları oluştuğunda da devam ederdik bu işe. Henüz bulgur tanesi iken midemize indirdiğimiz eriklerin şanslıları bir hafta sonra nohut kadar olurdu, biz yine yemeye devam ederdik. Daha sonra ise fındık boyuna erişirlerdi ki; bizim için artık eriğin sonu gelmiş demekti. İşte bugün 90TL ye satılanlar bu evredekilerdir.
Bir çekirge sürüsü gibi kuşattığımız ağaç dallarından fındık kadar erikleri birkaç saniye içinde kopartıp ceplerimize doldurur, o ekşi, ağzı burnu buruşturan yemişi dünyanın bütün tatlılarını bir arada bulmuş gibi iştahla yerdik. Daha sonra aynı akibete kirazlar uğrardı. Zavallıların bizim hışmımızdan kurtulması nohut büyüklüğündeyken olurdu. Sonra zaman geçer Mayıs ayına gelinirdi ve tezgahlarda Can erikleri, Papaz erikleri belirmeye başlardı. Herbiri kocaman, sulu ve tatlı erikler. Ben 11 yaşıma kadar, ham iken kaçak yollarla yediğim meyve ile tezgahlardaki meyvenin aynı şey olduğunu bilmezdim. Benim için hepsi erikti ve artık bitmişti, Can’ı, Papaz’ı neydi ki? Bunlar başka şeylerdi! Haziran gibi kıpkırmızı ya da koyu bordo renkleriyle tezgahlarda yerini alan kirazlar için de aynı durumdaydım. Ben hiçbir zaman böyle koyu kırmızı, bordo renkli kirazı çocuk halimle ağaçtan yemedim. Beklesek, yemyeşil ve ekşiyken yemesek, meğer onlar da bu hale gelirlermiş. Ama nereden bilelim ki, para hırsı o zamanın insanlarının gözünü günümüzdeki kadar boyamamıştı, daha leblebi kadarken toplayıp gerçek değerinin 50 katına satmıyorlardı.
Yakında kiraz da fahiş fiyatla etiketlenerek piyasaya çıkacak, erik 90TL olduğuna göre bence 150TL gibi değeri olacak. Benim küçük çekirge dönemimde yediğim o kirazlar işte bu bedellerle halka arz edilecek. İnanasım gelmiyor. Demek dünyanın en pahalı eriğini, kirazını yemişim yıllar boyu. Biz ne zengin küçük veletlermişiz ve ne yazık ki zenginliğimizin farkında değilmişiz. Anladığım bir şey daha var! Bizim çocukluğumuza biçilen değer çok büyük. O günlerin harcıalem unsurları bile bugün büyük meblağlarla satışa çıkıyor. Dünyanın en zengin miniklerinden biri olarak artık uslandığım için ben gerçek eriği ve kirazı beklemeyi yeğliyorum, Mayıs, Haziran, Temmuz aylarında şimdi bulamadığım Can Erikleri ve Yarımca kirazlarını hayal ederek mevcutla yetiniyorum. Henüz zamanı değilken satılan bu meyveleri almıyor, aptal gibi kazıklanmayı ise red ediyorum. Bahardan yaza, yeşil-kırmızı, tatlı-sulu, ağız tadıyla girmeyi tercih ediyorum. Anılarım zengin, çocukluğum zengin, ruhum zengin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder