Merhaba

Yaşadıkça birikti, yaşadıkça birikti, doldu, taştı. Ben de tüm bunları yazdım. Bu sefer de yazdıklarım birikti, doldu, taştı. Taştıkça paylaşmayı çare gördüm. Benim çarem okuyuculara dert olur mu bilmem ama yıllardır yazılanların hepsi burada. Biraz siyasi, biraz felsefi, biraz da insani. Bir hayli de Zeynep'ten.


Afiyet olsun








7 Mayıs 2011 Cumartesi

Bahar Konukları... (31.5.2007)

Bundan beş yıl önce penceremizin denizliğine yuva yapan kumruları görünce çok şaşırmıştık. Bu hayvanlar nereden bulmuşlardı ki bizim pencerenin önünü. 17 yıldan beri ilk kez başımıza gelen bu olay karşısında elimiz ayağımız birbirine girmiş, acemiliğimizden dolayı hayvanların hayatına kastedeceğimiz korkusuyla herşeyi oluruna bırakmıştık. Nereden bilebilirdik ki, National Geoghraphic belgesellerine danışmanlık yapabilecek ölçüde Kumru Uzmanı olacağımızı.

İlk aile öncelikle yanlış pencereyi seçtiği ve biz de müdahalede bulunmadığımız için felaketle karşılaştı, o yaz, hava sıcaklığı Temmuz sonunda 40 dereceyi bulduğundan ve de seçtikleri yer öğleden sonra sürekli güneş alan yöne baktığından, yavrular yaşam kavgalarında yenik düştüler ve resmen pişerek öldüler. Üzüntü çok büyük oldu tabii. Olay bununla kapanmadı aynı yer sonbahara doğru yine bir yuva oldu, bu sefer yavruların başında ailecek nöbet tuttuk; öncelikle kargalardan koruduk, sonra da uçma idmanlarında düşmeleri halinde bahçemizin kedilerine yem olmalarını önlemek amacıyla bahçede başlarında bekledik. Sonuç son derece başarılıydı; yavrular çok çok güzel ve yakışıklı iki yetişkin haline gelerek yaşama uçtular.

İşte ogün bugündür kumrular bizim hayatımız, baharla birlikte geliyorlar, kışa kadar üç ya da dört kez yavrulamak suretiyle geniş bir aile olarak mahallemizdeki yerlerini alıyorlar. Bu zaman zarfında hayvanları arka balkonumuza yönlendirmemiz, hatta orada kendileri için en uygun yeri yuvaya dönüştürmelerini sağlamamız, özellikle annemin üstün çabalarıyla gerçekleşmiştir, annem resmen bir öğretmen hassasiyetiyle onlara gereken dersleri vermiştir. Şimdi benim odamın balkonunda gayet mutlu bir sürekli üreme dönemi yaşıyorlar, amiyane tabirle seks yaşamları düzene girdi, sağlıklı bir çoğalma sonucu sayıları da makul ölçüde arttı, kızlarımız pek bir güzel ve zarif (aynı ben!), oğlanlar (kardeşim gibi), yakışıklı mı yakışıklı ve çapkın.

Aslında kumrular tek eşli yaratıklar; tam bir tekil aile hayatı yaşıyorlar, anne ve baba kumrular çocuklarla eşit ağırlıklı olarak ilgileniyor, erkek kumru lohusadaki eşini hiç yalnız bırakmıyor, ona yiyecek ve güller taşıyor. Genç yavrulara uçma derslerini birlikte veriyorlar onları birlikte besliyorlar. Kısacası biz insanların alacağı çok ders var; tam bir cinsiyet eşitliği hakim, monogami benimsenmiş, eşlerden biri ölmeden asla başkasına gidilmiyor (ki beş yılda bu olaya da tanık olduk), ev işleri paylaşılmış, aile planlaması tam tamına uygulanıyor, iki çocuktan fazlası yapılmıyor. Erkek kumru, eşi bebekleriyle meşgul olup kendisini ihmal etti diye onu aldatmıyor, şişmanladı diye ondan nefret etmiyor, hatun kumrumuz ise eşi askerdeyken başkalarına yan gözle bakmıyor, gençlere sulanmıyor. Sürekli dip dibe olmayı tercih etmedikleri halde ihanet yok, güvenleri sonsuz, kısacası tahmin edemediğiniz kadar mutlular. Onlar bile insanlardan daha mutlular.

Bu arada özellikle bana çok alışkınlar, onlar oradayken ben balkonumu kullanmaya devam ettiğimden aramızda 15cm kalacak kadar yaklaşabiliyorum kendilerine, gözümü oynamaya kalkmıyorlar, hem her yuvalanma öncesi kendileri için ne denli uğraştığımızı, yatak-yorgan yerine geçecek konstrüksiyonu ellerimizle hazırladığımızı iyice öğrendiler. Kuş beyinli değiller, kendilerine zarar vermeyen canlıyı çok güzel ayırt edecek kadar akıllılar. Yeryüzünde kendi türünü öldüren tek canlı olan İNSAN’dan daha fazla dünyada yaşamayı hak ediyorlar. Savaşmıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar, kavga etmiyorlar, sevgi çemberi içinde bebek yaparak yaşamlarını sürdürüyorlar. Etnik problemleri yok, milliyetçilik diye birşeyden haberleri dahi yok, bölgeciliğin kibirliliğini taşımıyor, hiçbiri kendini diğerine üstün görmüyor, sınıf ayrımcılığını bilmiyorlar dahi, Acıbadem’in kumrusu olmakla Bağcılar’ın kumrusu olmak arasında fark yok, esmeri, sarışını yok bunların hepsi aynı renk. Güvercin cinsi olan kumruların güvercinlerden çok daha fazlasıyla özgürlük ve barışı temsil ettiğine inanıyorum, bu güzel kuşların sırf renkleri BEYAZ olmadığı için simgesellikten nasip almamış olmalarına da çok üzülüyorum. Renklere bu ırkçı yaklaşımdan da hiç hoşlanmam o da ayrı konu.

Ne yapmak lazım, şirket mi kursak, parti mi açsak, dernek mi oluştursak da logomuzu kumru yaparak; aşkı, sevgiyi, dürüstlüğü, tatmini, eşitliği, özgürlüğü insanlığa sezdirmeyi başarabilsek, varsın renkleri beyaz olmasın, iki güzel kumrunun bir aradalığı gibi derslerden ödevimiz olsun, gayretimizle, nefsimizle kuşlar kadar olmayı başarabilelim... yeter ki başaralım.

31 mayıs 2007 /

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder